26 Nisan 2009 Pazar

AZERBAYCAN, RUSYA’YA KAYARSA

ABD’NİN, DEVRİMCİ OLDUĞU BİR DÜNYA DÜŞÜNÜN!

ABD, tarihte zalim ve hâkim güçlere yani emperyalistlere karşı gelişen devrim rüzgârlarının, haklılıktan gelen gücünü bilmektedir. Bu yüzden önceleri kendilerine karşı sol akımların üstlendiği bu gücü kullanabilmek için, zamanla kendileri devrimci rolüne bürünmüştür. ‘’Ezilen halklara destek olan demokrat güçler’’ rolüne bürünerek, bu sahte renkli devrimleri tezgâhlamaya başladılar.

Bu yönde, Rusya’nın arka bahçesi olarak nitelenen Gürcistan, Ukrayna, Acaristan ve Ermenistan vs. ülkelerde tezgâhladıkları, Gül, Turuncu, kardelen vs. devrimleri aptallar dışında duymayan kalmadı. Soros ve demokrasi Vakfı kaynaklı devrim rüzgârlarının, bizi de kapsayan bütün bölgeye yayılmasını istediklerini biliyoruz.

Kendilerinin yetiştirdikleri ve Saddam’ın katli ile sonuçlanan savaş da, buna benzer bir Demokrasi talebine dayalı çalışmaydı. Bu halkı motive ederek tetiklenen bir devrim değil, tezgâhlayanların haleti ruhiye sine bağlı olarak gelişen, kurtarıcı rolündeki ABD'nin Özgürlük vadeden direk müdahalesi idi. Bush döneminde ki Stratejilerin planlayıcıları, bu müdahaleci ve saldırgan temeli benimsemişti ve bu yöntemle giderek bize doğru yönelmekteydiler.


İçimizdeki işbirlikçiler sayesinde bayağıda ilerlemişlerdi, fakat saldırdıkları kurumların doğru tespitlere dayanan yaklaşımları ile oluşan kuvvetli direnci kıramadılar. Emperyalistlerin kendi içindeki çıkar uyuşmazlıklarının yarattığı boşluklar da, Türkiye’deki Halkçı ve özgürlükçü kesimlere bazı avantajlar yarattı. Buna bağlı olarak nefes alan bizdeki tecrübeli ve bilinçli kesimlerin sağduyulu çabaları ve direnci sayesinde bu amaçlarına ulaşamadılar.

ARSIZ VE SALDIRGAN BİR TARZ

Glasnost, perestroyka’dan sonra tek kaldığını, egemen olduğunu sanan ABD egemenlerinin bu arsız ve saldırgan tarzı, ABD robot devletini yönetenlerin ruhunu göstermiştir Dünyaya. Bu arsız ve saldırgan tarz, aslında Amerikan halkının taşıdığı olumlu kültürel ve bilimsel potansiyelin, tüm insanlığa sağlayacağı faydayı engellemektedir. Sovyetlerin çökmesi ile boşalan ortamda, bütün Dünyanın güvenini kazanarak, samimi politikalarla çok olumlu bir Dünya yaratabilecek güçlü bir Devlet, kör çıkarları için bunun sahtesini uygulayarak bir çuval inciri berbat etmiştir.

Bush yönetimi bu saldırgan ve ikiyüzlü tarzın kurbanı olarak Dünyaya rezil olmuştur. Bush dan ümidi kestikte, ABD seçimlerinden sonra yeni rüzgarlar estirip umut vadeden bir tavır sergilerken, şu soykırım palavrasında bile bu kadar iki yüzlü olabilen kişilere kim güvenebilir? Bu politikalarla kirlenen süreçlerin sonunda, ABD olanlardan ders çıkardı gibi bir intiba yayıldı Dünyaya, ama görüldüğü gibi bu politikalar bitmez, pişkin bir tarzı vardır bu zihniyetin.

SUÇ GÜNAH KEÇİSİNE YÜKLENİR


Suç bir günah keçisine yıkılır, bir sürü günah çıkarma filmi yapılır, bunlarla halkın kafasında bu süreçlerle ilgili sahte kanaatler yaratılır. Bu filmlerde hep sağduyulu kesimler vardır, bunlar yanlışlara karşı mücadele ederler ve hep galip gelirler. ABD yönetimi hep sağduyuludur, kötü kişiler çıksa da, Dünyayı kurtarma görevini üstlenmiş fedakâr kişiler hep galip gelir, insanlık kurtulur.

Tabii ki bu süreçler sarmal ve çok kapsamlı olarak çalışır. Dünya halkları bunlarla uyutulurken, Dünyadaki yıkımların, insan hakları ihlallerinin asıl sorumluları, perde arkasında gözlerden uzak durarak hala işin başındadır. Bunlar Demokrasi palavraları ve ‘’Bırakınız yapsınlar’’ felsefesi ile bıraktınız mı yedi sülalenizi... Bu arada bu tarzı bize de direk ihraç ettikleri gibi, ABD de besledikleri, Fethullah network unun (Ağının) militanlarına da aktardılar.

Belli ekol gazeteciler ve
Samanyolu takımı da, bu filmler ve belgeseller le sanal gerçeklik yaratma işini çok sevdi ve her türlü palavrayı bu yolla milletin kafasına işlemektedirler. Hatırlarsanız ıraktaki askerlerimizin kafasına çuval geçirme hakaretinin intikamını bile, Kurtlar vadisinde almıştık. Kurtlar vadisi bu çevreler tarafından satın alınmış ve sanal gerçeklikler yaratma konusunda görevdedir.

SAHTE BAYRAK

Sahte bayrak çalışmaları tam gaz yürütülmektedir. Bu tezgâhlarla Soros ve demokrasi Vakfının, Ermenistan’daki kardelen devrimini zorladıklarını, bizdeki ortak akıl hareketini planlandıklarını ve ‘’Think thank’’lerin her yerde faaliyette olduklarını, kesin olarak bilmekteyiz. Tarihin içinden gelen Emperyalizm, Dünyanın her yerinde işbirlikçiler bularak, bütün hızı ile kan damarlarını oluşturmaya çalışıyor.

Ermenistan’ın da, ABD ile Rusya arasındaki çizgisi ve Ermenistan tezlerinin içerdiği çelişmeler ortadadır. Peki, bu bizim dini bütün beylerin, Emperyalist lerin dümen suyunda diğer faaliyetler bir yana, Ermenistan’la giriştikleri macera nerelere varacaktır? Bunu anlamak için Ermenistan da neler döndüğüne bir bakmamız gerekir.

KARDELEN DEVRİMİ

ABD Demokrasi Enstitüsü ve Soros Vakfı’nın Ermenistan muhalefeti ile işbirliği yapması sonucu Ermenistan’da ‘Kardelen Devrimi’ tetiklenmiştir. Bu bilgiler sağlam kaynaklardan elde edileceği gibi, internette her yerde bulunmaktadır. Ermenistan muhalefeti 2004 yılı Mart ayından itibaren start alarak, o zamanki Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın istifa talebi ile miting ve gösteriler başlatmıştır. Fakat çeşitli imkânsızlıklar nedeniyle, ABD Demokrasi Enstitüsü’nün Ermenistan muhalefetine verdiği destek yeterli olamamıştır.

Esas olarak bu devrimlerin alt yapısı, ya serbest piyasa ekonomisine geçiş süreci ile çaktırmadan hazırlanmakta, ya da despot idareye karşı başkaldırı şeklinde geliştirilmektedir. Emperyalistlerin Demokrasi dediği şey herkese özgürlük değildir, ‘’bırakınız yapsınlar’’ denilen ve Washington mutabakatına bağlı özel girişimcinin, keyfiyet alanındaki sınırsız özgürlükler söz konusudur. Bu na Amerikan rüyasıda diyebilirsiniz ve bu rüya giderek global krize toslamıştır.

12 Eylül darbesinden sonraki, Turgut Özal zamanından itibaren gelişen süreçte atılan liberal temeller, bu gibi entrikaların bizdeki alt yapısını oluşturmaktadır. Bu liberal temeller atılamayan ülkelerde, bazı ayak oyunları işlememektedir, bu durumda diğer yöntem, Saddam misali ‘’despot idareye karşı başkaldırı’’ kullanılmaktadır. Bu yöntemler, yakın bir gelecekte Ukrayna ve Gürcistan da bunları yaşayan ve güçlü geçmiş deneyimlere sahip Rusya gibi bir ülkenin korumasındaki bir ülkede sökmemiştir.

Ayrıca bu devrimlerin yapılacağı ülkede, amaca yönelik Medya hâkimiyeti sağlanmakta ve kapsamlı çalışmalar ile halkın kanaatleri belli yönde etkilenmektedir. Bazı olanaklardan yoksun olan Ermenistan Muhalefeti, çıkar birlikleri arasındaki koordinasyonu Ermenistan’ın kendine özgü yapısı nedeniyle sağlayamamış, iyi örgütlenememiş ve bu süreçleri kontrol edememiştir.

Çeşitli Haberlerden anlaşıldığına göre, Muhalefet ve siyasi partiler fikir birliği içinde değildir ve örgütlü ve güçlü bir strateji oluşturamamışlardır. Ermenistan muhalefetinin başarısızlığının asıl sebebi, güçlü bir iktidarın mevcudiyetinin yanı sıra, işte bu sebeplerle bu işlerde gerekli olan yeterli halk desteğini elde edememiş olmasıdır.

RUSYA GİBİ GÜÇLÜ ARKASI OLAN ERMENİSTAN HÜKÜMETİ, MUHALEFETİ EZMİŞTİR.

Bu denemede, hem hukuki dayanakları, hem de Rusya gibi güçlü bir arkası olan Yürütmenin güç kullanımına ses çıkarılamamıştır. Ermenistan muhalefeti kalkışmada yeterli güçten yoksun olduğu için bu gösteriler kolay bir şekilde dağıtılmıştır. O sırada Devlet Başkanı olan ve Rusya’dan tam destek alan Koçaryan, muhalefetin tertiplediği miting ve gösterileri güç kullanarak dağıtmıştır. Bu hareket bastırıldıktan sonra, tertipleyicisi olan siyasi parti liderleri gözaltına alınmış, bizim yargılaya ve anayasa mahkemesine ver yansın eden çevrelerin sesleri zayıf kalmıştır.

Soros ve Demokrasi Vakfı bu bölgede, Ukrayna, Gürcistan, Acara, Kıbrıs ve bizdeki kadar rahat çalışamamıştır, bu nedenle de muhalefetin Mart 2004 tarihinde başlayan hareket planı başarıya ulaşamamıştır. Bir süredir bizde cereyan eden olaylara bakarsanız, arada ki benzerlikleri fark etmek mümkündür. Soros vs. takımı bölge halklarını saf gördükleri için detayları gizleme ihtiyacı içinde değildir, bu yüzden biraz ayrıntılı ve geniş bakanlar bu planları fark edecektir.

Şu sıralarda Abdullah Gülün ABD seyahatlerinden sonra başlayan Ermenistan Seferlerinin ardında yatan şey, Sarkisyan ve Koçaryan ile birlikte ülkelerin karşılıklı yararı için çalışmak değil, kardelen devrimi için Ermenistan Muhalefetine Türkiye den destek koridoru açmak içindir. Bu faaliyetler, bahsettiğim Renkli Devrimler vasıtası ile yürütülen, geniş bölgesel stratejilerin bir parçasıdır. ABD cephe hazırlığı içindedir, bir süre önce çok konuşulan füze kalkanı gizli faaliyetler alanına çekilmiştir.

ERMENİSTAN YÖNETİMİ RUSYAYA YAKINDIR.

Ermenistan yönetimi Rusya ya yakındır ve birleşik devletler topluluğu üyesidir. Batıda kulis yapan Taşnaklar Ermeni azınlık olarak bütün kökleri ile batıya bağımlıdır. Soykırım palavrası esas olarak, batı emperyalizminin stratejilerine bağlı olan bu diasporanın, yani Ermeni azınlıkların, başka bir deyişle örgütlü kopuntuların mekanik tezidir. Ermenistan bunu kullanmak için bir köşede tutmakla birlikte, bu Taşnak stratejisine öncelik vermemektedir. Bizim Hükümetin bu girişimleri sonucu Azerbaycan’ın sitemleri ve tavrı ortadadır, Rusya’ya kayma eğilimleri söylentisi de vardır.

Diaspora baskısı ile ABD destek veriyor gibi bir hava yaratılıyor, ABD seçimleri ile gündemde yer alan Soykırım saçmalığı da ortadadır. Obamanın ilk aşamada bu stresi gidermesi ve ileriye dönük Planlara kapı açması lazımdır ve bu soykırım silahını ellerinde tutacakları kesindir. ABD ye bağımlı bir Türkiye diplomasisi, kuyruğu dik tutamaz. Peki, burada ABD ve Rusya’nın amacı nedir? Bu işten nasıl bir çıkarları olabilir?

KARABAĞ MESELESİ

Gerçekleri vurgulamak gerekirse; Karabağ meselesi, Turgut Özal zamanında pişirilen, hazar kaynaklarının batıya transferi çabalarının sonucu olarak, Rusya’nın Azarbaycanla aramızın kesilmesi için uyguladığı bir manevradır. O dönemde yontulan Enerji hatları ve Mavi akım kazığı da, Rusya’nın müdahaleleri ile bize esilmiştir. Yani bu mavi kazık, o sürecin devamındaki, şu arsız ‘’bırakınız yapsınlar’’ politikaları doğrultusundaki yozlaşmayla ve diğer kazıklarla birlikte, bizim burnumuzdan girip ağzımızdan çıkmıştır. Bizimkilerin beceriksiz politikalarının sonuçları ve Kamunun zararları bunları ispatlamaktadır. Mavi akım kazığı hala Milletin gözünde sallanmakta ve kimse bir şey yapamamaktadır, palavralardan ve gizli işlerden hepimize topyekün tiksinti gelmiştir artık.

KARABAĞ TAMPON BÖLGEDİR

Bu bölgede kurulacak ilişkilerdeki hassas noktalardan biri olan Orta Asya ya açılım vs. söylemleri, Azerbaycan olmadan ve Karabağ çözülmedikçe boştur, çünkü Nahçıvan’dan bile Azerbaycan’a geçişimiz yoktur. Karabağ Rusya için, Kafkasya da, Osetya ve Cevahatya gibi önemli tampon bölgedir, gerekirse Rusya ve Azerbaycan arasındaki sürtüşmelerin halline bağlı olarak, Ermenistan’la aralarında halledilebilir.

Ermenistan taviz verebilirmiş havası veriliyor, niye versin ki, Azerbaycan Rusya’ya kayarsa Birleşik Devletler Topluluğu olarak, Rusya ile olan işbirliği doğrultusunda işlerine gelir. Ayrıca enerji hatları açısından bu Rusya, çizgisi, Ermenistan için Türkiye ile yapılacak işbirliğinden daha avantajlı olacaktır. Yani Ermenistan Türkiye’ye muhtaç değildir. Rusya federasyonunun genel tarihi oluşumu açısından da bu gelişim, Rusya açısından en uygun tavır olmaktadır.

Azerbaycan’ı Türkiye’den koparmak Rusya’nın öncelik verdiği bir konudur ve ABD’nin politikaları da Azerileri koparacak tepkileri yaratacak bir içeriğe sahiptir. ABD’nin öncelikli olarak önemsediği politika, Ukrayna, Gürcistandan cephe açmak ve Ermenistan Muhalefetine verilecek destektir. Muhalefetin başarısı Karabağ’ı çözer, ama bu Rusya’ya rağmen başarılabilir mi ve Azeriler bu ufka inandırılabilir mi? Dahası, Azeriler bu kadar sabırlı olabilir mi? Ayrıca ABD’nin burada ki planı bu bölgeye Füze kalkanı kurmaktır ve kafkasyadan irana, pakistana kadar savaşa sürmek istediği biziz, yani TSK’dir.

CAMBAZA BAK

Bizdeki Anayasa değişiklikleri için gündeme taşınmaya çalışılan tartışmalar, hem gündem değiştirerek dikkatleri cambaza yönlendirmekte, hem de bir alt yapı çalışması yapılacağı intibaını uyandırmaktadır. Bu durumda içimizdeki bazı kesimler arasında bir paylaşım düşünülebilir mi bilmem, ama ABD’nin içimizdeki bazı kesimler üzerinde hâkim olduğu kesindir.

Eğer, Lübnan İsrail, Filistin, Gazze şeridine yerleşip, birde Iraktan çekilme numarasıyla üstümüze boşaltırlarsa güçlerini, Türkiye’deki sözde Nato üsleri devreye girip büyük sorun olacak demektir, bu durumda kesinlikle ümüğümüzü tutarlar. ABD ve otlakçıları, birde Kıbrıs’ı koparıp oraya üslenirlerse durum vahim demektir ve tabii bunlara çanak tutmak için vatan haini olmak şarttır.

Böyle bir durumda, Hazarın güneyinde ve kuzeyinde ortaya çıkacak hareketlenmelerin dışında kalamayacağımız kesindir. Tabii ki bu işgal ve cephe oluşturma faaliyeti, görünüşte ABD ve AB değil, ABD, AB işbirlikçileri ittifakı ile NATO ve uzantıları eliyle olacaktır. Bu da karşı konulamaz bir çekim alanıymış gibi bir girdap yaratarak, bizi içine çekmektedir.

Üstelik stratejik ortak denilen ABD bürokratlarının sahtekârlığı Soykırım meselesinde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Neymiş, Obama soykırım sözünü kullanmamış, soykırım dememiş ama soykırım konusunda Ermenistan'ın ve Ermeni diasporasının yorumunu Ermenice ifade etmiş. "Büyük Felaket" anlamına gelen "Meds Yeghern" ifadesini kullanmış. Biz biliyorduk aslında bu ikiyüzlü zihniyetin süreceğini de, yinede Sayın Obama ya tebrikler, kendisine kanan bütün iyi niyetli safların umutlarını mahvettiği için.

Saygılarımla
Yurtsever Yurttaş

19 Nisan 2009 Pazar

ABD’DEN BİZE ÖPÜCÜKLER! 1

TARİHE DÜŞEN KAYITLAR UNUTULMAZ…

En sonunda yerel yönetim seçimleri yapıldı. Senelerin getirdiği tecrübelerimizin ışığında bir yerlerden yanık kokusu bekliyorduk ve kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz yanık kokuları geldi. Jandarmaların yakaladığı kesinleşen çalıntı oylar bir yana, uçaklardan atılan broşürler gibi her yerden oylar çıkıyordu.

SHP gençlik kollarından bir genç; elektrikler kesilmişti, elektrik aniden gelince tanımadığımız adamlar çuvallarla ortada kalakaldı; diye anlatıyordu Televizyonda. Bu şaibelere rağmen, yine de bazı şaibeli kişiler seçildi ve mazbatalarını aldı.

Gündem değiştirildi ve artık Hayat her zamanki normal akışındaymış gibi davranıyor bazı çevreler, tıpkı Anayasa mahkemesinin laiklik karşıtlığının odağı olma kararına rağmen, kayıtsız ve sessiz kalınması gibi. Gündemi her zamanki kurnazlıkları ile yine işbirlikçiler belirliyor ve dediğim gibi her şey olağan seyrindeymiş havası var şu sıralarda Medyada.

Seçim sonuçları ise, mevcut haliyle, Medyadaki ön plandaki şahsiyetler tarafından yoğun olarak değerlendiriliyor. Bazı yorumlar alışıldık, mesela Millet mesaj vermiş İktidar mesajı almış falan filan, sadece bazı duayenler isabetli yorumları ile dikkat çekiyor. Bilindiği gibi, bu gibilerde aniden gelen dalgalarla alabora ediliyor.

Bu son 29 Mart 2009 yerel yönetim seçimlerinde, sandıklara sandalyelerle taşınarak getirilen hastalar, zar zor yürüyen sakatlar ve yaşlılar vardı. Yaşlıların ve hastaların hatta güçlükle yürüyen sakatların bile sandığa gelip oy kullanma azmi dikkat çekiyordu. Bütün karşı çabalara rağmen, geniş bir bilinçli kesimin oy hakkını kullanmada kararlı davrandığı görülüyordu. Ama esas olarak bu işler iç ve dış çıkar odaklarının beklentilerinin karşılanması ile belirlenmektedir.


GİZLİ DİPLOMASİ

Uzun süredir yaşanan süreçte, hile ve entrikanın ülkemize nasıl hâkim olduğu artık tartışılmaz olarak ortaya çıkmıştır. AKP ve destekçilerinin aslında halkı umursamadıkları, manipülasyonlarla iktidarı sağlama alıp, çıkarlarına çalıştıkları ortadadır.

Washington mutabakatı doğrultusunda hareket eden bu çevrelerin, globalleşmeci ‘’monetarist’’ yani parasalcı anlayışa sahip oldukları kesindir. Kamu kaynaklarını toplumun ihtiyaçları doğrultusunda harcamadıkları da bir gerçektir. Bu gibi, Devletin bekasını ilgilendiren bütün faaliyetlerini de, Devlet sırrı olarak niteleyip Muhalefetten ve kamuoyundan gizlemektedirler.


ABD’nin hedef bölge ya da ülkelerde kendine yakın işbirlikçilerini göreve getirmek için eskiden uyguladığı darbe gerçekleştirme yöntemleri ve Demokratik görüntü süslemeleri, bazı ‘’modern’’ değişiklikler ile sürüyor. Malum olduğu üzere bu saldırılar, Hazar bölgesi, Orta Doğu, Kuzey Afrika enerji bölgelerine ve Avrupa’ya orantılı Jeo stratejik konumumuz nedeniyle, şu sıralarda bizim üstümüzde yoğunlaşmaktadır.

Buna bağlı olarak, uzun süredir yarattıkları altyapıya ilişkin izlenimlerimizden anlaşıldığına göre; AKP'yi yasal iktidar olarak belirleyip, gerçek Demokratları Terörist yerine koymak, ABD ve AB’nin içimizdeki ve Dünya çapındaki manevra ve entrikalarına bağlıdır.

GİZLİLİK ve DESPOTİZM


Dış politikada ‘’Gizli Diplomasi’’ yürütülmektedir, bu görüşmeler niye gizlidir? Bu gizli yürütmelerin sonuçları kötü olursa yaptırımı nedir? Bilinmez. Açıkça özgürlükleri gasp etmekte ve Despot bürokratik bir sistem kurmakta ve bunu halka dayatmaktadırlar.


Demokrasi ayaklar altındadır, birde utanmadan bu Despot bürokratik sisteme Demokratik demektedirler, bu nasıl bir entrikadır, bu nasıl bir riyadır. Din adına hareket edildiği söylenmekte, Dindarlık gösterileri yapılmakta, ama uygulamalarda Yalan, Riya, Gıybet, Fitne, iftira, Zulüm, gibi her türlü fesatlık mevcuttur.

Emperyalistlerin desteğinde, bu temelde yapılanan ve Despot bürokratik bir sisteme doğru gelişen ben merkeziyetçi bir keyfiyet söz konusudur. Ama bu ben merkeziyetçi keyfiyetin bilinçli kesimlerin dikkatinden kaçmadığı kesindir.

Seçimler bunlar için çok önemlidir çünkü dine dayalı ayaklanma için arkalarında gerekli kitle yoktur. Hile ile de olsa seçimleri kazanmak zorundadırlar, varlıkları buna bağlıdır. Sokaktaki adam nitelemesi ile tarif edilen ve içinde Aydın, Münevver, Bilim insanı vs. büyük potansiyeli barındıran toplumumuz bireyleri bunların farkındadır. Elektrikler kesilse bile dikkatlerden kaçamıyor artık keller, ama muhalefet seçimleri ne kadar denetleyebilir? Ortam boş ve bunlar sokakları ve varoşları tanıyorlar.

ŞU DİLLERE DESTAN DEMOKRASİ

Demokrasinin gerçekten uygulanabilmesi ve bir toplumun demokratik yaşam biçiminde ideal bir ufka ulaşabilmesi için, bireylerin eğitimli ve bilinçli olması şarttır, aksi halde işte böyle kazıklanıp güdülür.

Ölümünden sonra Mustafa Kemalin fikirleri yeterli olarak açığa çıkarılmamış, aksine Atatürkçülük üzerine büyük nutuklar atılırken, içerik hep gözlerden uzak tutularak çarpıtılmıştır. AKP’nin yarattığı Despot Bürokratik cendereden kurtulsak bile, kendimizi kök salmak için bekleyen eski cambazlarla mücadele halinde bulacağımız kesindir.

Dürüst olan fakat seçimlere katılamayan kişiler vardır, yani ülkeyi dürüst idare ederek Demokratik çizgiye sokabilecek idareciler parlamento dışıdır. Dürüst olmakla birlikte, ben merkezcilikte onlardan farkı olmayan birkaç şahsiyeti dışarıda tutarsak, parlamentoda bu işbirlikçilerin karşısında kabul gören duygudaşlık sahibi doğru bir lider de yoktur. Bu yüzden oyunu nereye atacağını bilemeyen bir kesimin oylarına, 29 Mart 2009 yerel seçim sürecinde Sayın Kılıçtaroğlu’nun mütevazı ve dürüst tarzı yön vermiştir.

Arkasında AKP’ninki gibi bir örgüt bulamayan ve halktan biri olan bu mütevazı dev adamın mücadelesi takdire şayandır. Bu azim ve irade dikkat çekicidir, arka plandaki imkânları yetersiz olmasına rağmen, Kılıçtaroğlu kamu vicdanına tercüman olan dürüst ve isabetli çıkışları ile büyük başarı sağlamıştır.

Bu seçimlerdeki kararlı ve büyük katılıma rağmen, yinede çeşitli sebeplerden dolayı bu sakin dev adamın hak ettiği oylarında büyük fire vardır. Burada gözden uzak tutulmaması gereken husus; Sayın Kılıçtaroğlu’nun, iddialı bir lider havasında olmayıp, mütevazı bir vatandaş olarak her yurttaşın duygu ve düşüncelerine dürüstçe tercüman olması yetki istemesidir.

Sayın Kılıçtaroğlu Milleti gütmemiştir, laf ebeliği yapmamıştır, sadece vatandaşlara yedikleri kazıkların nasıl atıldığını anlatarak uyandırmıştır. Bana yetki verirseniz sizi kazıklayanları ilan edeceğim, sizi kimsenin kazıklayamayacağı bir sistem kuracağım; ben kamu yöneticisiyim topluma karşı sorumluyum ve bunun tam bilincindeyim demiştir.

Halkı uyutan kurnaz çevreleri tasfiye etmeyi amaç edinen Mustafa Kemal gibi Milletine samimi davranmış ve dönen dolapları belgeleri ile açığa çıkararak Aydınlanmacı ve dürüst Mustafa Kemal çizgisine sahip olduğunu göstermiştir.


Evet, Sayın Kılıçtaroğlu, Mustafa kemal gibi halkı bilgilendirip dönen dolaplara karşı uyarmış, Aydınlanmaya çağırmıştır. Sayın Kılıçtaroğlu’nu ve benzer karakterleri kitleler nezdinde makbul hale getiren işte bu olgudur. Tabi ki uyananlar uyanmış, ama kendini âlim sanan uyanamayanlar ise hala uyutulmaya devam etmektedir.

OYUNCAKLAR DİYARI

Unutmamak lazımdır ki, üçkâğıtçılarda aynı karakterin sahtesini oynamaktadır. Gösterge belgelenmiş yolsuzluk ve hırsızlıklardır, lafla peynir gemisi yürümez. Yani bu Dindar gözüken acımasız kompradorlar, aslında fareli köyün kavalcısıdır ve halka kaval çalmakta, büyülenenleri de sonunda eşek olacakları, pinokyonun oyuncaklar diyarı misali, bir ufka götürmektedirler.


Bu noktada kabul etmek lazım ki, bu dürüst şahsiyetin arkasında CHP içinden yine dürüst bir ekibin emekleri vardır. Her ne kadar çeşitli eleştirilerimiz olsa da, kimse inkâr edemez ki CHP’nin dürüstlükle ilgili bir problemi yoktur; kadrolarının dürüst karakterlerden seçildiği her kes tarafından görülmektedir.

Delegasyon sisteminde sorunlar bulunsa da, altta kalanın canı çıksın tarzı bir karmaşa yaşansa da, bütün Partilerden Demokratiktir CHP. Kıdem kazanıp yükseldikçe süzülerek berraklaşan bir yapı vardır CHP’de, dürüst olmayan listeye giremez, zeki olmayan girebilir ama dürüst olmayanlar asla. Tek tük aradan kayanlar olursa en kısa zamanda elenir.

29 MART 2009 SEÇİM SONUÇLARI, AKP’NİN STRATEJİSİNE BÜYÜK DARBEDİR.

Bu seçimlerde esas ortaya çıkan olgu, AKP’nin ABD ile eş güdüm yürüttüğü Stratejisinin büyük darbe yemiş olmasıdır. Türkiye’de uzun süredir, Ukrayna, Gürcistan benzeri bir renkli devrim ivmelendirilmeye çalışıldığı ortadadır ve bu yönde yürüttükleri Stratejilerinde Halk oyunun önemli yer tuttuğu da kesindir. Bu seçimde umdukları tam güven oyundan mahrum kalmışlardır.

AKP’nin uzun süredir yürüttüğü Ekonomik politik ve sosyal yaklaşımlarının da içeriği ve yönü bellidir, milletin sonu ucuz işgücüdür, bu sonuçların Türk halkı için pek hayırlı olmayacağı da açıktır. Bu sonuç, zihniyetlerinin ürünü olan genel Stratejilerine bağlı olarak yürüttükleri, ABD ağırlıklı AB'nin ihmal edildiği, Politikalarının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Halkı uyutmada AB Medya ve sivil toplum desteği çok büyük yer tutmaktadır.


Amaçlarına yönelik ‘’büyük düşünceleri’’ ve yöntemleri de artık çok açık olarak görülmektedir. Kürtler üzerine oynadıkları kartlar fire vermiştir. Sosyal ve sevecen bir yaklaşım içinde olmadıklarını anlamamak için aptal olmak gerekir. Global krizle birlikte tam tornistan etmelerine rağmen, Monetarist bir tavır içinde ve ABD robot Devletinin uydusunda oldukları inkâr edilemez.

Şu sıralardaki kalender görüntüleri, eski Globalleşmeci Monetarist politikalarını bulandırıp unutturmak, kıvrak çalımlarla yükü kamuya yıkmak ve yeni emperyalist gelişime ayak uydurup şekillenmek amacına yöneliktir.

Bütün diğer politikalar bir yana, Eğitim ve sosyal güvenlik sisteminin özel sektöre devrini içeren yapılanma bile, çalışan ya da emekli vatandaşlarımızın kaderleri hakkında fikir vermektedir. Yani bu politikalar; Milletin kaderinin, milleti sanal hizmet palavrası ile uyutan kişilerce, nasıl umursamazca bir tasarruf içinde olduğunu göstermektedir.

ABD EKSENLİ POLİTİKALAR

Bu dini bütün gözüken beylerin, Saadet partisine ve Erbakan a rağmen, bizi yani toplumumuz bireylerini, zorla Emperyalizmin kuzuları haline getirmeye çalıştıkları açıktır. Bizi ABD eksenli politikalar yönünde yönlendirdikleri, tüketici ve ucuz emek olarak serbest piyasada emtia gibi dolaşıma soktukları ve genel amaçlarına varmak içinde despot bir yönetim yarattıkları ortadadır.

President Obamanın Türkiye ziyareti öncesindeki bütün bu faaliyetlerin, ABD eksenli Politikaların alt yapısını oluşturmaya ve bize dayatmaya yönelik olduğu da yadsınamaz. President Obamanın gelmesine bile gerek yoktur aslında, çünkü bu 19 Şub 2009 NATO savunma bakanları toplantısı aşamasında bile, Obamanın paketinin malum çevrelerimiz tarafından onay aldığı besbelliydi.

Sayın Obamanın gelişi Dünyaya mesaj vererek halkta sempati sağlama, işbirlikçi çevrelerle ittifaklarını sağlamlaştırma ve muhalefeti yatıştırmayı içeren bir enformasyon işlevini görmüştür sadece.

Sayın Obamanın sempatik ve iyi niyetli karakterine bir diyeceğimiz yoktur. Bütün bu renkli görünümlere ve bütün tozpembe hayallere rağmen, hükümet tarafından her yönde gizli yürütülen Diplomasinin ardındaki gerçekleri merak etmekteyiz sadece. ABD robot Devletinin, eskiden bu yana sarkan, Roma imparatorluğu misali Plan ve projelerinin, sempatik Obama tarafından ne derece etkilenebileceğini de merak ediyoruz.

ABD Plan ve projelerinin, Sayın Obama tarafından ne derece etkilenebileceğini ya da etkilenemeyeceğini biliyoruz aslında. Açıkçası biz asıl ABD ve işbirlikçilerinin, gizli amaçlarının yönünü ve Milletimizin ve nesillerimizin geleceğini ne şekilde etkileyeceklerini merak etmekteyiz.


TARİHE DÜŞEN KAYITLAR UNUTULMAZ.

Sayın Başbuğun konuşmasını dinledim, söylediklerine katılıyorum; ama birçok kişinin aksine ben Türkiye halkı vs. den çok, başka bir konuda daha fikrini merak ediyordum ve buna cevap bulamadım. Sayın Başbuğ ABD’nin kuzey Irak Kıbrıs, İran, Afganistan, Pakistan vs. vs. Genel Stratejik yaklaşımına katılıp katılmadıkları konusunda hiçbir şey söylemedi.

Her şey doğal çizgisinde yürüyormuş gibi bir hava söz konusuydu; evet belki de zamanı değildi. Hâlbuki Türkiye’de, Emperyalistlerin desteğinde, Despot bürokratik bir sisteme doğru gelişen ben merkeziyetçi bir keyfiyet söz konusudur. ABD ile bu konuda görüşmeler devam ediyor, iyi bir zamanlamayla bu konuda bir görüş beklemek hakkımızdır.

Görüş bildirmeksizin, karar merciinin Siyasiler olduğunu söylemek, topu Hükümete atmak olmuyor mu? İktidar ABD Stratejilerini tartışmasız kabullendiğine göre, dolaylı olarak ABD politikalarına onay mı veriliyor? ABD’nin çizgisine boyun eğmek mümkün müdür ve ABD ATATÜRKÇÜ sistemi terk edin derse bu mümkün olabilir mi?

İşbirlikçiler halkın kulağına bir sürü şey fısıldıyor, aslını isterseniz ben bunlara inanmıyorum. Bu gibi bir boyun eğme bu fısıltıları doğrular ve ortaya çıkan itibar kaybı hiçbir şekilde geri alınamadığı gibi vatanseverlerin hepsi inancını, umudunu ve mücadele gücünü kaybeder. 12 Eylüldeki gibi saf bir halk yoktur, Türkiye önemli bir devinim içinde ve başta idarecileri olmak üzere büyük bir imtihandan geçmektedir.

EMPERYALİSTLERİN NİYETLERİ BELLİDİR.

Emperyalistlerin bütün dünyayı kapsayan egemen olacakları çok geniş bir ufka baktıkları yadsınamaz bir gerçektir. Onların bu hedefleri kapsamındaki, şu ya da bu aşamalardaki çıkarları kendilerine hedef edinen ve onların dümen suyuna giren kafalar, büyük işler yaptıklarını zannetseler de, Tarihe zavallı olarak geçmekten kurtulamazlar.


Bu küçük çıkarlar uğruna hareket edenlerin, Devletler idare edip imparator olsalar bile, Emperyalistlerin yarattığı fırtınalar önünde savrulup bir yere yapışmaktan, ya da Saddam Hüseyin gibi asılmaktan başka bir şansları olamaz.

Şu sıralarda yaratılan bütün tozpembe görünüme rağmen, Politikalarındaki ayrıntılar ve isteklerin dökümü, bildik ABD Stratejilerinin yürüdüğü izlenimini vermektedir. Kıbrıs, Kuzey Irak, Ermenistan ve genel olarak AB müktesebatlarında verilen tavizler ortadadır. Peki, İran, Afganistan, Pakistan ve bunlara bağlı ABD cepheleri konusunda taviz verilecek midir?

Eğer, Lübnan İsrail, Filistin, Gazze şeridine yerleşip, Iraktan çekilme numarası ile üstümüze boşaltırlarsa güçlerini, Türkiye’deki üsler Nato bahanesi ile devreye girip büyük sorun olacak demektir, bu durumda kesinlikle ümüğümüzü tutarlar.

ABD ve otlakçıları, birde Kıbrıs’ı koparıp oraya üslenirlerse durum vahim demektir ve bunlara çanak tutmak için vatan haini olmak şarttır. Tabii ki bu işgal ve cephe oluşturma faaliyeti görünüşte ABD ve AB değil ABD AB ve işbirlikçileri ittifakı ile NATO eliyle olacaktır.

Hani, M. Ali Brand’ın sıksık kullandığı; ‘’biz’’ adam olmayız diye bir söz vardır ya, işte o adam olamayan ‘’biz’’, toplumumuzun fedakâr ve şerefli bireyleri değildir; Tarihimiz boyunca cephelerde ölenler hiç değildir. Tarihimizdeki bizi rezil eden, bütün bu yanlışları yapanlar ve soros çocukları alsın üstüne; çünkü adam olamayanlar onlardır.

Hepimiz umutlarımızı kaybetmek üzereyiz, umutlardan geçtik, kırılan onurumuzu düşünüyoruz. Suudi Kralın önünde sergilenen davranışlar hala aklımızdadır ve çok rahatsız edicidir. President Obamanın konuşması öncesinde TBMM’nin CİA tarafından, didik, didik aranması da; Suudi kral olayından sonra, Milli Onurumuzu ayaklar altına alan önemli bir vaka olarak Tarihte yerini almıştır.

Bütün bu sahtekârlıklarla kitleleri uyutabilir ve bizi yok edebilir birileri, ama bütün bunlar kesinlikle Tarihe yazılır… Bilindiği gibi, Tarihe düşen kayıtlar unutulmaz, unutturulamaz, ama insanlar kurnaz, niyetteri de bozuk olunca, defalarca devreye girebilir Hollywood un meşhur günah çıkarma filmleri…


Saygılarımla
Yurtsever Yurttaş