19 Nisan 2009 Pazar

ABD’DEN BİZE ÖPÜCÜKLER! 1

TARİHE DÜŞEN KAYITLAR UNUTULMAZ…

En sonunda yerel yönetim seçimleri yapıldı. Senelerin getirdiği tecrübelerimizin ışığında bir yerlerden yanık kokusu bekliyorduk ve kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz yanık kokuları geldi. Jandarmaların yakaladığı kesinleşen çalıntı oylar bir yana, uçaklardan atılan broşürler gibi her yerden oylar çıkıyordu.

SHP gençlik kollarından bir genç; elektrikler kesilmişti, elektrik aniden gelince tanımadığımız adamlar çuvallarla ortada kalakaldı; diye anlatıyordu Televizyonda. Bu şaibelere rağmen, yine de bazı şaibeli kişiler seçildi ve mazbatalarını aldı.

Gündem değiştirildi ve artık Hayat her zamanki normal akışındaymış gibi davranıyor bazı çevreler, tıpkı Anayasa mahkemesinin laiklik karşıtlığının odağı olma kararına rağmen, kayıtsız ve sessiz kalınması gibi. Gündemi her zamanki kurnazlıkları ile yine işbirlikçiler belirliyor ve dediğim gibi her şey olağan seyrindeymiş havası var şu sıralarda Medyada.

Seçim sonuçları ise, mevcut haliyle, Medyadaki ön plandaki şahsiyetler tarafından yoğun olarak değerlendiriliyor. Bazı yorumlar alışıldık, mesela Millet mesaj vermiş İktidar mesajı almış falan filan, sadece bazı duayenler isabetli yorumları ile dikkat çekiyor. Bilindiği gibi, bu gibilerde aniden gelen dalgalarla alabora ediliyor.

Bu son 29 Mart 2009 yerel yönetim seçimlerinde, sandıklara sandalyelerle taşınarak getirilen hastalar, zar zor yürüyen sakatlar ve yaşlılar vardı. Yaşlıların ve hastaların hatta güçlükle yürüyen sakatların bile sandığa gelip oy kullanma azmi dikkat çekiyordu. Bütün karşı çabalara rağmen, geniş bir bilinçli kesimin oy hakkını kullanmada kararlı davrandığı görülüyordu. Ama esas olarak bu işler iç ve dış çıkar odaklarının beklentilerinin karşılanması ile belirlenmektedir.


GİZLİ DİPLOMASİ

Uzun süredir yaşanan süreçte, hile ve entrikanın ülkemize nasıl hâkim olduğu artık tartışılmaz olarak ortaya çıkmıştır. AKP ve destekçilerinin aslında halkı umursamadıkları, manipülasyonlarla iktidarı sağlama alıp, çıkarlarına çalıştıkları ortadadır.

Washington mutabakatı doğrultusunda hareket eden bu çevrelerin, globalleşmeci ‘’monetarist’’ yani parasalcı anlayışa sahip oldukları kesindir. Kamu kaynaklarını toplumun ihtiyaçları doğrultusunda harcamadıkları da bir gerçektir. Bu gibi, Devletin bekasını ilgilendiren bütün faaliyetlerini de, Devlet sırrı olarak niteleyip Muhalefetten ve kamuoyundan gizlemektedirler.


ABD’nin hedef bölge ya da ülkelerde kendine yakın işbirlikçilerini göreve getirmek için eskiden uyguladığı darbe gerçekleştirme yöntemleri ve Demokratik görüntü süslemeleri, bazı ‘’modern’’ değişiklikler ile sürüyor. Malum olduğu üzere bu saldırılar, Hazar bölgesi, Orta Doğu, Kuzey Afrika enerji bölgelerine ve Avrupa’ya orantılı Jeo stratejik konumumuz nedeniyle, şu sıralarda bizim üstümüzde yoğunlaşmaktadır.

Buna bağlı olarak, uzun süredir yarattıkları altyapıya ilişkin izlenimlerimizden anlaşıldığına göre; AKP'yi yasal iktidar olarak belirleyip, gerçek Demokratları Terörist yerine koymak, ABD ve AB’nin içimizdeki ve Dünya çapındaki manevra ve entrikalarına bağlıdır.

GİZLİLİK ve DESPOTİZM


Dış politikada ‘’Gizli Diplomasi’’ yürütülmektedir, bu görüşmeler niye gizlidir? Bu gizli yürütmelerin sonuçları kötü olursa yaptırımı nedir? Bilinmez. Açıkça özgürlükleri gasp etmekte ve Despot bürokratik bir sistem kurmakta ve bunu halka dayatmaktadırlar.


Demokrasi ayaklar altındadır, birde utanmadan bu Despot bürokratik sisteme Demokratik demektedirler, bu nasıl bir entrikadır, bu nasıl bir riyadır. Din adına hareket edildiği söylenmekte, Dindarlık gösterileri yapılmakta, ama uygulamalarda Yalan, Riya, Gıybet, Fitne, iftira, Zulüm, gibi her türlü fesatlık mevcuttur.

Emperyalistlerin desteğinde, bu temelde yapılanan ve Despot bürokratik bir sisteme doğru gelişen ben merkeziyetçi bir keyfiyet söz konusudur. Ama bu ben merkeziyetçi keyfiyetin bilinçli kesimlerin dikkatinden kaçmadığı kesindir.

Seçimler bunlar için çok önemlidir çünkü dine dayalı ayaklanma için arkalarında gerekli kitle yoktur. Hile ile de olsa seçimleri kazanmak zorundadırlar, varlıkları buna bağlıdır. Sokaktaki adam nitelemesi ile tarif edilen ve içinde Aydın, Münevver, Bilim insanı vs. büyük potansiyeli barındıran toplumumuz bireyleri bunların farkındadır. Elektrikler kesilse bile dikkatlerden kaçamıyor artık keller, ama muhalefet seçimleri ne kadar denetleyebilir? Ortam boş ve bunlar sokakları ve varoşları tanıyorlar.

ŞU DİLLERE DESTAN DEMOKRASİ

Demokrasinin gerçekten uygulanabilmesi ve bir toplumun demokratik yaşam biçiminde ideal bir ufka ulaşabilmesi için, bireylerin eğitimli ve bilinçli olması şarttır, aksi halde işte böyle kazıklanıp güdülür.

Ölümünden sonra Mustafa Kemalin fikirleri yeterli olarak açığa çıkarılmamış, aksine Atatürkçülük üzerine büyük nutuklar atılırken, içerik hep gözlerden uzak tutularak çarpıtılmıştır. AKP’nin yarattığı Despot Bürokratik cendereden kurtulsak bile, kendimizi kök salmak için bekleyen eski cambazlarla mücadele halinde bulacağımız kesindir.

Dürüst olan fakat seçimlere katılamayan kişiler vardır, yani ülkeyi dürüst idare ederek Demokratik çizgiye sokabilecek idareciler parlamento dışıdır. Dürüst olmakla birlikte, ben merkezcilikte onlardan farkı olmayan birkaç şahsiyeti dışarıda tutarsak, parlamentoda bu işbirlikçilerin karşısında kabul gören duygudaşlık sahibi doğru bir lider de yoktur. Bu yüzden oyunu nereye atacağını bilemeyen bir kesimin oylarına, 29 Mart 2009 yerel seçim sürecinde Sayın Kılıçtaroğlu’nun mütevazı ve dürüst tarzı yön vermiştir.

Arkasında AKP’ninki gibi bir örgüt bulamayan ve halktan biri olan bu mütevazı dev adamın mücadelesi takdire şayandır. Bu azim ve irade dikkat çekicidir, arka plandaki imkânları yetersiz olmasına rağmen, Kılıçtaroğlu kamu vicdanına tercüman olan dürüst ve isabetli çıkışları ile büyük başarı sağlamıştır.

Bu seçimlerdeki kararlı ve büyük katılıma rağmen, yinede çeşitli sebeplerden dolayı bu sakin dev adamın hak ettiği oylarında büyük fire vardır. Burada gözden uzak tutulmaması gereken husus; Sayın Kılıçtaroğlu’nun, iddialı bir lider havasında olmayıp, mütevazı bir vatandaş olarak her yurttaşın duygu ve düşüncelerine dürüstçe tercüman olması yetki istemesidir.

Sayın Kılıçtaroğlu Milleti gütmemiştir, laf ebeliği yapmamıştır, sadece vatandaşlara yedikleri kazıkların nasıl atıldığını anlatarak uyandırmıştır. Bana yetki verirseniz sizi kazıklayanları ilan edeceğim, sizi kimsenin kazıklayamayacağı bir sistem kuracağım; ben kamu yöneticisiyim topluma karşı sorumluyum ve bunun tam bilincindeyim demiştir.

Halkı uyutan kurnaz çevreleri tasfiye etmeyi amaç edinen Mustafa Kemal gibi Milletine samimi davranmış ve dönen dolapları belgeleri ile açığa çıkararak Aydınlanmacı ve dürüst Mustafa Kemal çizgisine sahip olduğunu göstermiştir.


Evet, Sayın Kılıçtaroğlu, Mustafa kemal gibi halkı bilgilendirip dönen dolaplara karşı uyarmış, Aydınlanmaya çağırmıştır. Sayın Kılıçtaroğlu’nu ve benzer karakterleri kitleler nezdinde makbul hale getiren işte bu olgudur. Tabi ki uyananlar uyanmış, ama kendini âlim sanan uyanamayanlar ise hala uyutulmaya devam etmektedir.

OYUNCAKLAR DİYARI

Unutmamak lazımdır ki, üçkâğıtçılarda aynı karakterin sahtesini oynamaktadır. Gösterge belgelenmiş yolsuzluk ve hırsızlıklardır, lafla peynir gemisi yürümez. Yani bu Dindar gözüken acımasız kompradorlar, aslında fareli köyün kavalcısıdır ve halka kaval çalmakta, büyülenenleri de sonunda eşek olacakları, pinokyonun oyuncaklar diyarı misali, bir ufka götürmektedirler.


Bu noktada kabul etmek lazım ki, bu dürüst şahsiyetin arkasında CHP içinden yine dürüst bir ekibin emekleri vardır. Her ne kadar çeşitli eleştirilerimiz olsa da, kimse inkâr edemez ki CHP’nin dürüstlükle ilgili bir problemi yoktur; kadrolarının dürüst karakterlerden seçildiği her kes tarafından görülmektedir.

Delegasyon sisteminde sorunlar bulunsa da, altta kalanın canı çıksın tarzı bir karmaşa yaşansa da, bütün Partilerden Demokratiktir CHP. Kıdem kazanıp yükseldikçe süzülerek berraklaşan bir yapı vardır CHP’de, dürüst olmayan listeye giremez, zeki olmayan girebilir ama dürüst olmayanlar asla. Tek tük aradan kayanlar olursa en kısa zamanda elenir.

29 MART 2009 SEÇİM SONUÇLARI, AKP’NİN STRATEJİSİNE BÜYÜK DARBEDİR.

Bu seçimlerde esas ortaya çıkan olgu, AKP’nin ABD ile eş güdüm yürüttüğü Stratejisinin büyük darbe yemiş olmasıdır. Türkiye’de uzun süredir, Ukrayna, Gürcistan benzeri bir renkli devrim ivmelendirilmeye çalışıldığı ortadadır ve bu yönde yürüttükleri Stratejilerinde Halk oyunun önemli yer tuttuğu da kesindir. Bu seçimde umdukları tam güven oyundan mahrum kalmışlardır.

AKP’nin uzun süredir yürüttüğü Ekonomik politik ve sosyal yaklaşımlarının da içeriği ve yönü bellidir, milletin sonu ucuz işgücüdür, bu sonuçların Türk halkı için pek hayırlı olmayacağı da açıktır. Bu sonuç, zihniyetlerinin ürünü olan genel Stratejilerine bağlı olarak yürüttükleri, ABD ağırlıklı AB'nin ihmal edildiği, Politikalarının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Halkı uyutmada AB Medya ve sivil toplum desteği çok büyük yer tutmaktadır.


Amaçlarına yönelik ‘’büyük düşünceleri’’ ve yöntemleri de artık çok açık olarak görülmektedir. Kürtler üzerine oynadıkları kartlar fire vermiştir. Sosyal ve sevecen bir yaklaşım içinde olmadıklarını anlamamak için aptal olmak gerekir. Global krizle birlikte tam tornistan etmelerine rağmen, Monetarist bir tavır içinde ve ABD robot Devletinin uydusunda oldukları inkâr edilemez.

Şu sıralardaki kalender görüntüleri, eski Globalleşmeci Monetarist politikalarını bulandırıp unutturmak, kıvrak çalımlarla yükü kamuya yıkmak ve yeni emperyalist gelişime ayak uydurup şekillenmek amacına yöneliktir.

Bütün diğer politikalar bir yana, Eğitim ve sosyal güvenlik sisteminin özel sektöre devrini içeren yapılanma bile, çalışan ya da emekli vatandaşlarımızın kaderleri hakkında fikir vermektedir. Yani bu politikalar; Milletin kaderinin, milleti sanal hizmet palavrası ile uyutan kişilerce, nasıl umursamazca bir tasarruf içinde olduğunu göstermektedir.

ABD EKSENLİ POLİTİKALAR

Bu dini bütün gözüken beylerin, Saadet partisine ve Erbakan a rağmen, bizi yani toplumumuz bireylerini, zorla Emperyalizmin kuzuları haline getirmeye çalıştıkları açıktır. Bizi ABD eksenli politikalar yönünde yönlendirdikleri, tüketici ve ucuz emek olarak serbest piyasada emtia gibi dolaşıma soktukları ve genel amaçlarına varmak içinde despot bir yönetim yarattıkları ortadadır.

President Obamanın Türkiye ziyareti öncesindeki bütün bu faaliyetlerin, ABD eksenli Politikaların alt yapısını oluşturmaya ve bize dayatmaya yönelik olduğu da yadsınamaz. President Obamanın gelmesine bile gerek yoktur aslında, çünkü bu 19 Şub 2009 NATO savunma bakanları toplantısı aşamasında bile, Obamanın paketinin malum çevrelerimiz tarafından onay aldığı besbelliydi.

Sayın Obamanın gelişi Dünyaya mesaj vererek halkta sempati sağlama, işbirlikçi çevrelerle ittifaklarını sağlamlaştırma ve muhalefeti yatıştırmayı içeren bir enformasyon işlevini görmüştür sadece.

Sayın Obamanın sempatik ve iyi niyetli karakterine bir diyeceğimiz yoktur. Bütün bu renkli görünümlere ve bütün tozpembe hayallere rağmen, hükümet tarafından her yönde gizli yürütülen Diplomasinin ardındaki gerçekleri merak etmekteyiz sadece. ABD robot Devletinin, eskiden bu yana sarkan, Roma imparatorluğu misali Plan ve projelerinin, sempatik Obama tarafından ne derece etkilenebileceğini de merak ediyoruz.

ABD Plan ve projelerinin, Sayın Obama tarafından ne derece etkilenebileceğini ya da etkilenemeyeceğini biliyoruz aslında. Açıkçası biz asıl ABD ve işbirlikçilerinin, gizli amaçlarının yönünü ve Milletimizin ve nesillerimizin geleceğini ne şekilde etkileyeceklerini merak etmekteyiz.


TARİHE DÜŞEN KAYITLAR UNUTULMAZ.

Sayın Başbuğun konuşmasını dinledim, söylediklerine katılıyorum; ama birçok kişinin aksine ben Türkiye halkı vs. den çok, başka bir konuda daha fikrini merak ediyordum ve buna cevap bulamadım. Sayın Başbuğ ABD’nin kuzey Irak Kıbrıs, İran, Afganistan, Pakistan vs. vs. Genel Stratejik yaklaşımına katılıp katılmadıkları konusunda hiçbir şey söylemedi.

Her şey doğal çizgisinde yürüyormuş gibi bir hava söz konusuydu; evet belki de zamanı değildi. Hâlbuki Türkiye’de, Emperyalistlerin desteğinde, Despot bürokratik bir sisteme doğru gelişen ben merkeziyetçi bir keyfiyet söz konusudur. ABD ile bu konuda görüşmeler devam ediyor, iyi bir zamanlamayla bu konuda bir görüş beklemek hakkımızdır.

Görüş bildirmeksizin, karar merciinin Siyasiler olduğunu söylemek, topu Hükümete atmak olmuyor mu? İktidar ABD Stratejilerini tartışmasız kabullendiğine göre, dolaylı olarak ABD politikalarına onay mı veriliyor? ABD’nin çizgisine boyun eğmek mümkün müdür ve ABD ATATÜRKÇÜ sistemi terk edin derse bu mümkün olabilir mi?

İşbirlikçiler halkın kulağına bir sürü şey fısıldıyor, aslını isterseniz ben bunlara inanmıyorum. Bu gibi bir boyun eğme bu fısıltıları doğrular ve ortaya çıkan itibar kaybı hiçbir şekilde geri alınamadığı gibi vatanseverlerin hepsi inancını, umudunu ve mücadele gücünü kaybeder. 12 Eylüldeki gibi saf bir halk yoktur, Türkiye önemli bir devinim içinde ve başta idarecileri olmak üzere büyük bir imtihandan geçmektedir.

EMPERYALİSTLERİN NİYETLERİ BELLİDİR.

Emperyalistlerin bütün dünyayı kapsayan egemen olacakları çok geniş bir ufka baktıkları yadsınamaz bir gerçektir. Onların bu hedefleri kapsamındaki, şu ya da bu aşamalardaki çıkarları kendilerine hedef edinen ve onların dümen suyuna giren kafalar, büyük işler yaptıklarını zannetseler de, Tarihe zavallı olarak geçmekten kurtulamazlar.


Bu küçük çıkarlar uğruna hareket edenlerin, Devletler idare edip imparator olsalar bile, Emperyalistlerin yarattığı fırtınalar önünde savrulup bir yere yapışmaktan, ya da Saddam Hüseyin gibi asılmaktan başka bir şansları olamaz.

Şu sıralarda yaratılan bütün tozpembe görünüme rağmen, Politikalarındaki ayrıntılar ve isteklerin dökümü, bildik ABD Stratejilerinin yürüdüğü izlenimini vermektedir. Kıbrıs, Kuzey Irak, Ermenistan ve genel olarak AB müktesebatlarında verilen tavizler ortadadır. Peki, İran, Afganistan, Pakistan ve bunlara bağlı ABD cepheleri konusunda taviz verilecek midir?

Eğer, Lübnan İsrail, Filistin, Gazze şeridine yerleşip, Iraktan çekilme numarası ile üstümüze boşaltırlarsa güçlerini, Türkiye’deki üsler Nato bahanesi ile devreye girip büyük sorun olacak demektir, bu durumda kesinlikle ümüğümüzü tutarlar.

ABD ve otlakçıları, birde Kıbrıs’ı koparıp oraya üslenirlerse durum vahim demektir ve bunlara çanak tutmak için vatan haini olmak şarttır. Tabii ki bu işgal ve cephe oluşturma faaliyeti görünüşte ABD ve AB değil ABD AB ve işbirlikçileri ittifakı ile NATO eliyle olacaktır.

Hani, M. Ali Brand’ın sıksık kullandığı; ‘’biz’’ adam olmayız diye bir söz vardır ya, işte o adam olamayan ‘’biz’’, toplumumuzun fedakâr ve şerefli bireyleri değildir; Tarihimiz boyunca cephelerde ölenler hiç değildir. Tarihimizdeki bizi rezil eden, bütün bu yanlışları yapanlar ve soros çocukları alsın üstüne; çünkü adam olamayanlar onlardır.

Hepimiz umutlarımızı kaybetmek üzereyiz, umutlardan geçtik, kırılan onurumuzu düşünüyoruz. Suudi Kralın önünde sergilenen davranışlar hala aklımızdadır ve çok rahatsız edicidir. President Obamanın konuşması öncesinde TBMM’nin CİA tarafından, didik, didik aranması da; Suudi kral olayından sonra, Milli Onurumuzu ayaklar altına alan önemli bir vaka olarak Tarihte yerini almıştır.

Bütün bu sahtekârlıklarla kitleleri uyutabilir ve bizi yok edebilir birileri, ama bütün bunlar kesinlikle Tarihe yazılır… Bilindiği gibi, Tarihe düşen kayıtlar unutulmaz, unutturulamaz, ama insanlar kurnaz, niyetteri de bozuk olunca, defalarca devreye girebilir Hollywood un meşhur günah çıkarma filmleri…


Saygılarımla
Yurtsever Yurttaş

14 Mart 2009 Cumartesi

PRESİDENT OBAMA’NIN GÜLÜCÜKLER DAĞITAN EKİBİ

Bir süredir yerel yönetim seçimleri için propaganda süreci hızlandı ve birbiri ile çelişkili olaylar cereyan ediyor yine. Ergenekon meselesi yine gündemde ama yargılama sürecinden çok, bir kısım Medyanın, suçluyu suçsuzu aynı kefeye sokan ve Türkiye’deki bütün Muhalefeti hedef alarak saf dışı etmeye çalışan, telaşlı ve heyecanlı faaliyetleri öne çıkıyor.

PKK’lıların ifadeleri ile Paşalar tutuklanıyor ve bu konuya bağlı bazı yürüyüşler gösteriler tertipleniyor. Üstelik bu faaliyetler İsveç Kürt enstitüsünde yetişen kişilerin çabalarıyla ve malum Kuzey Irak yapılanmalarına paralel gelişiyor.

PKK'nın adı var kendi yok, iyice kuşa döndü bu örgüt. Son kullanma Tarihi dolmak üzere olan ve mitoz bölünmelerle parçalanan bu örgüt kaç parça, mali kaynaklarını ve faaliyetlerini kimler yönlendiriyor belli değil. Barzani kuvvetleri içindeler, ABD ye paralı askerlik yapıyorlar vs. vs. bilinen bir sürü dedi kodu var, belliki niteliği değiştiriliyor. ABD, PKK düşmanımız tasfiye edilecek diye açıklamalar yapıyor, buna rağmen Kürt kedisi vermem diye ortalığı ayağa kaldıran Talabani ve asıl sorumlu Barzaniden çıt yok.


Geçmişte PKK ya destek veren Emperyalistlerin PKK ile işbirliğinden oluşan eski pisliği, Ergenekon sarmalı ile TSK ya bağlama çabası dikkat çekiyor. İşbirlikçileri de bu konuda yoğun çalışıyorlar ve Emperyalistlerin tezleri gittikçe yerleştirilmeye çalışılıyor.

Bütün bu faaliyetlerin amacı, TÜRKİYE HUKUK DEVLETİNİ cebren ve hile ile yıkmaya resmen teşebbüs olduğu halde, bu çalışmalarada kimse engel olamıyor. TSK ya saldırı dorukta, paşalarımız Hükümeti yıkmaya teşebbüsten tutuklanıyor, halbuki TSK'nın Cumhuriyeti koruma kollama hakkı saklı.


Bu işin sonunda, bu hainler tarafından PKK'nın eski eylemleri TSK'ya yıkılır. İnandırıcılık için PKK tasfiye ediliyor diye, Türkiye’den kandırılıp dağa çıkarılan bir grup zavallı genç kendileri tarafından, bir kısmıda Türkiyeye kırdırılabilir.

PKK tasfiye ediliyor safsatası ile kurban edilen bu gençlerin acılı aileleri de, malum kurnazların planladıkları bir iç eylem sürecinde, özgürlük vs. palavraları ile Türkiye ye karşı TSK yı kötülemek için kullanılabilir. Aslında biz, Dünyanın bir çok yerinden aşina değil miyiz bu entrikalara. Bu entrikaları anlamak için Şemdin Sakık ın kendi sitesindeki yazıları okuyunuz.

İşbirlikçilerin uzun süredir dış destekleri ile birlikte hazırladıkları alt yapı çalışmalarına dayanan faaliyetler, yandaş Medyada şu sıralarda yoğun olarak sürüyor. Söylenenler, anlatılanlar, imalar ortada. Ana hedeflerine yönelik faaliyetleri sürüyor ama dikkatler yerel yönetim seçimlerine yönlendiriliyor. Sanki her şey normal seyrinde ve olağan bir seçim ortamı yaşanıyor gibi davranıyor herkes.

Atışmalar, dikkatleri genel olarak Ergenekon sarmalının dedikodu tarafına ve AKP, CHP arasındaki söz dalaşına çekiyor. Bundaki amaç, esas olarak bilinç düzeyi düşük seçmenin, sağ kulvardan çıkmama kaygısından ve futbol misali iyi niyetli bir yarış heyecanından fayda sağlanmasıdır.

Aslında Mustafa kemalin boşluğunda, yeter söz milletindir çıkışı ile yükselen Anadolu rantiyecilerinin ve Sayın, Demirel’in usta olduğu bir yöntemdir bu Sağ sol futbolu. Bu yöntemin etkisini anlamak için küçük bir araştırma yaparsanız, yediği kazığı atanın kim olduğunu bile bilmeden kendisini kazıklayana oy atan ve başarısına Televizyon başında zıplayan insanlar görürsünüz.

Bilinçsizlik had safhadadır, sağ veya sol kavramlarının içeriğini bile bilmeyen bir sürü insan, çok şey bilirmiş gibi davranmaktadır. Bu bilmiş vatandaşlara seçimle ilgili sorular sorarsanız, oynanan futbol muş gibi, hiç düşünmeden, anlamadan ‘’oyu kime vereceğiz ağabey Baykal’a mı?’’ cevabını aldığınızı görürsünüz.

AKP’yi oluşturan bu kişilerin ve zihniyetlerinin, aslında eskiler denilen ve AKP tarafından suçlanan partilerde de iş başında olduğu gözden kaçırılır. Buna bağlı olarak, aynı zihniyete oy verdiğini bilmeden, ‘’başka oy verecek adam mı var ağabey?’’ diyen ve oyunu aynı kişilere üç kuruşa satan bir sürü insanla da karşılaşırsınız.

SİYASİ PARTİLER KANUNU VE PARTİ KAPATMA

Bu çevrelerin, bu ve bu gibi ayrıntıları çok iyi değerlendirdiklerini artık hepimiz bilmekteyiz. Sivil toplumun yasamaya katılımı olmayan bir sistemde, halkı yanıltarak aldıkları vekâletler ile büyük ayrıcalıklar elde edip, despot bir yönetim yaratmaktalar. Buna bağlı olarak, denetimsiz bir ortamda emrivakiler ile Halkın aleyhine Ekonomi politikalar yürütmekte, buna da inanılmaz bir riyakârlıkla Milli iradenin tecellisi ve Demokratik sistemin gereği demektedirler.

Bilindiği gibi sınırsız milletvekili dokunulmazlığı ve Demokrasinin ilk adımları için şart olan, sivil toplumun Yasamaya katılımı konusunu sümen altı etmektedirler. Bu Dokunulmazlıklar konusunu ve bu çevrelere ayrıcalıklar veren siyasi partiler kanununun, despot bürokratik yönetime olanak sağlayan bölümlerini, kurnazca dikkatlerden kaçırıyorlar.

Demokrasi anlayışları palavra olduğu için, bu ve bu gibi ayrıntıları saklıyor ve Siyasi partiler Kanununun, sadece Parti kapatma ile ilgili kısmıyla oynayarak Partilerin denetimini zorlaştıracak düzenlemeler yapmaya çalışıyorlar.

Bu çevrelerin bu kıvrak işlerdeki yetenekleri, yine bu entrikalarda usta olan bilumum Emperyalist odaklardan büyük takdir görüyor. ABD ve İngiliz güdümlü TİHİNG THANK larla eskiden beri iç içeler, kısaca bu gibi işleri tezgâhlayan çevrelerle yakın ilişkiler içindeler. Bu çevrelerin faaliyetleri Emperyalist odakların destekleri ile birleşince, bize de gece gündüz yırtınıp sinir stres içinde bu entrikaları çözmek kalıyor.

Bu gibi ayrıntıları iyi değerlendirmenin yanına, son MHP, DSP vs. koalisyonundan sonraki seçimde yaratılan, eski sisteme alternatif ve mağdurların temsilcisi sanal halk önderi imajını da eklerseniz, elde edilen büyük avantaj ortadadır.

ŞU MEŞHUR ‘’ESKİLERİN PİSLİKLERİNİ TEMİZLİYORUZ’’ İMAJI.

Aslında şu meşhur “eskilerin pisliklerini temizliyoruz” imajı, bilindiği gibi çok avantajlı ama sanal yaratılan bir imajdır. Aslında, söz konusu yıllanmış ve kanıksanmış keyfi Parlamenter sistemi çatırdatan, Sayın, Sadettin Tan Tan’dır. Evet, bütün palavralar bir yana, MHP, DSP, ANAP koalisyon dönemindeki, içişleri bakanlığı görevi sırasında yapmıştır bunu.

Şu sıralarda kendisini kazıklayanlara oy atan balık hafızasının unuttuğu önemli şeylerden biridir bu. Meşhur soruşturmaları ile bu hortumcu gidişe dur diyenin, aslında Sayın, Sadettin Tan Tan olduğu nasıl bu kadar çabuk unutulabilir anlamak mümkün değil. Yani bu söylemler, bu gibilerin Hortum’larını kesen Sayın, Sadettin Tan Tan’dan çalıntı bir avantajdır.

Üstelik bu soruşturmalar, o dönemin Tarihe kaydı gereken en önemli faydası olarak ortaya çıkmaktadır. Sadece ayağına dolaşan bir iki sermaye grubunu batırıp, Sadettin Tan Tan’ın açık edip kestiği hortumları da, sanki kendileri kesmiş gibi davranarak bu avantajın üstüne konmuşlardır.

Aslında Sayın Tan Tan’ın görevden alınarak yetkisiz bırakıldığı dönemden itibaren, hortumların kesilmesi durmuştur. Hatta bu güne kadar önü alınamayan ve hala da devam eden hortumculuk, daha da organize olup, kanunlarla yasallaştırılan örgütlü bir yağma haline dönüşmüştür.

AKP İKTİDARDA DEĞİL DE SANKİ HALA MUHALEFETTE.

Söylemler ilginç, RTE başta olmak üzere, AKP kanadının, eylem, söylem ve davranışlarına bakılırsa, AKP İktidarda değil de sanki hala muhalefette. Halkın aleyhine işleyen ABD yanlısı Monetarist politikaları kendileri uygulamamış gibi, hala Halkı ezen kesimlere karşı halkı savunan sahte bir tavır sergiliyorlar...

Bilindiği gibi, muhteşem Davos çıkışı, son zamanların en önemli olayı olarak gündeme damgasını vurdu. Bu kesimin, ‘’büyük düşün’’celer içeren stratejilerini, bu muhteşem Davos çıkışına ve sanal olarak yaratılan Demokrasi rüzgârıyla avlayacakları oylara dayadıkları anlaşılmaktadır.

Bütün belirtilere bakılırsa, belli ki bu yeni yetme monetarist Kompradorlar, içte yürüttükleri “Despot yönetimin Mağduru” ve “mazlumların umudu” edebiyatını sürdürmeye kararlılar. Bu son çıkışla da, bunu evrensele yayarak, Müslümanlar başta olmak üzere Tüm mazlumların haklarını korumaya hazır Dini bütün lider, imajını yerleştirdiler. 2 Cumhuriyetçiler safsatası yetmezmiş gibi, uzun süredir evirilip çevrilen şu Yeni Osmanlı rüyalarını da, ağır, ağır gündeme soktukları anlaşılmaktadır.

Bana kalırsa bu Davos buluşması planlı, ama sanki daha basit bir çekişmeli diyalog bekleniyordu planlayanlar tarafından. Hal böyleyken, moderator üzerinden bilinen üslup doğaçlama gelişti gibi geliyor bana, muhatapların şapkasının uçtuğu hissediliyordu ve böyle olunca da olayın inandırıcılığı arttı gibi.

Bizde şaşırdık bu işe, Washington mutabakatı savunucuları nasıl olduda Mazlumların savunucuları oldular? Monetaristler, nasıl oldu da Emperyalistlere bayrak açtılar? doğru yolumu buldular diye şaştık kaldık bir ara. Tam ben ezberimi bozmaya ve destek vermeye hazırlanırken, melekler bu işte bir iş var bekle ve incele dediler kulağıma.

Bu kahramanca olayın arkasından Kahramanımız Anadolu’da peşrev turları atarken, İsrail in genel tavrı değişmedi. İsrail in Gazze ye saldırılarını kesintisiz sürdürmesine rağmen, olayların derinliğine inilmedi, yani gidişatta bir sorun vardı. Bu kahramanca çıkışın başladığı yönde, yani İsrail ve ABD ye karşı gelişmeyip iç politika ya malzeme olmaya başlaması da, olayın önem ve manasını ve zorunlu sınırlarını göstermeye başladı.

KRİZLER GEÇİREN MİLLETİN DÜNYAYA YARDIMLARI

Bazı yardım kanalları Halkımızdan trilyonlar topladı ve Gazze ye yardım ettiklerini, geniş bir halkla ilişkiler ve enformasyon desteği ile Dünyaya yaymaya başladı. Bu aşamadan sonra iç politikanın iyice öne çıkması da, yeni Osmanlı rüyasının ağır, ağır kamuoyuna sunulması da, Gazze konusunun bu gündemden geri plana düşmesi de çok manalıydı. Bütün bunlar sanki Holiwood da bir Sinema galasındaymışız da, bize yeni vizyona giren bir film sunuluyor hissini verdi bana.

Bu muhteşem çıkışın arkasından, İsrail in Gazze ye saldırılarını sürdürmesine rağmen, ufak tefek dolaylı karşılıklı atışmaların dışında bu çıkışın arkası gelmemiştir. Bu gerilimin, Gazze ye saldıran İsrail ve Birleşmiş Milletlerde İsrail’in kınanmasını veto eden, ABD ve İngiltere ye karşı gelişmemesi ilginçtir.

Bunun yerine Yeni Osmanlıcılık vs. söylemler yükselmiş, bu konuda yayınlar pıtrak gibi ortaya çıkmıştır. ABD’li Think Thang’çı ünlü Stratejist, George Friedman’ın; Türkiye’nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söylemesinin, tam bu döneme gelmesi de ilginçtir.

Bu kahramanlık, sadece seyrindeki çelişkiyi göremeyen bilinç düzeyi düşük kesimleri büyülemiştir. Bu kahramanlığın arkasından gelen çelişkili süreç, bilinçli toplumsal kesimlerin gözünden kaçmamıştır. Üstelik bu çıkışı yapan bazı Kahramanlarımız, posta attıkları İsrail ve İsrail’in kınanmasını veto eden ABD’yi arkasına alıp, bize ziyaretleri sıklaşan ABDli yetkililerle birlikte etrafa gülücükler dağıtmaktadırlar.

Bu Kahramanların hedef şaşırıp, yerel yönetim seçimleri bahanesi ve yandaş Medya destek atışları ile TSK ve cümle muhalefete karşı saldırıya geçmesi de, üstelik bu yönde Kuzey Irak kaynaklı destekleri de çok manalı durmaktadır.

Bundan sonraki süreçte, Muhalefeti susturmaya yönelik yeni tutuklama dalgaları gelişmesi de olasıdır. Uzun süredir zorladıkları Renkli Devrim benzeri ortak akıl kalkışmasından tornistan ettikleri görülmektedir. Uygulamaya koydukları yeni yöntemlerle yine kavramları çarpıtmaktadırlar.

Ustaca bir güncelleme ile kendilerini yasal taraf olarak kabul ettirip, Cumhuriyet savunan kesimleri de, kanunsuz ve çağ dışı gösterme yöntemine ağırlık verdikleri, bütün belirtilerden anlaşılmaktadır. Sanki Anayasa Mahkemesinin hakkında karar verdiği taraf onlar değil.

ŞU YENİ OSMANLICILIK GÜNDEME YERLEŞMEYE BAŞLADI.

Şu Osmanlıcılığın eskisinin hali belli de yenisine bir bakalım. Davos çıkışından sonra Filistin Gazze vs. havalisinde çok etkili heyecan dalgaları oluştu. Eskiden beri bu bölgede olanlar malumdur, ortalığa yayılan söylemlere göre, Arapların aklı başına gelmiş.

Derlermiş ki Osmanlıda huzur içindelermiş ve o güzel günleri özlerlermiş. Aslında Abdülhamit kahramanmış, bu Araplar bunu yeni anlamışlar. Abdülhamit, Mescit ül Aksayı ve Kudüsü korumak için neler yapmış, onu tahttan indirenler hainmiş.

Bu imanın Osmanlının son zamanlarında gücünü kazanan Türklüğe olduğu da açıktır. Bilindiği gibi saldırıların hedefinde Türklük büyük agırlık taşıyor. Yandaş Medyada, malum zatlar konuşuyor; İngilizlerle bir olup, Osmanlı ordusundaki askerleri öldüren Arapların, aslında Osmanlıyı arkadan vurmadığını, buna Osmanlının hatalarının sebep olduğunu ima edenler var.

Bu konularda öyle bir faaliyet var ki, zannedersin bütün İslam Ülkeleri, hatta Osmanlının hâkimiyetinde olan bütün bölge halkları, hatta buna ek, Osmanlının sefer yaptığı Türkî Cumhuriyetler bile yeni Osmanlıyı istiyor.

Peki, şu Suudilerle çevrelerindeki irili ufaklı petrol saltanatları ve işbirliği içinde oldukları Emperyalistler ne diyor bu işe? Ortam bu kadar boş mu? Evet, Osmanlıyı türlü entrika ile parçalayan güçler ne diyor bu işe? Madem kuracaklardı niye didiklediler? Ürdün, Suriye ve İran ne diyor? Bizim yüksek makamlar, şu muhteşem servetleri ABD’de yatan hürmet edilesi bedevi Suudi kıralı ayaklarına getirebilecek mi? Yoksa biz mi gideceğiz yine muhteremin ayaklarına…

ABD ve İngiltere Stratejileri doğrultusundaki malum düşünce kuruluşlarının desteği ne boyutta? Bizimkilerin yakınlaştıkları Suudilerin, Katarın vs. finansmanı ile mi dönüyor bizde bu işler? Yabancılara satılan bankalar, Dünya krizine rağmen niye Kredi kartı vermek için yalvarıyor Millete? Bu soruların cevaplarını merak ediyorum ben.


ABD‘li ünlü Stratejist George Friedmanın, Türkiye’nin 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söylemesi, ciddiye alınmaması gereken bir şey midir? George Friedman, ABD’nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor’un başındadır ve George Friedman, ABD Savunma Bakanlığı’na yakınlığı ile tanınıyor. Söylediklerini ciddiye almamak mümkün müdür acaba.

THİNK THANG (DÜŞÜNCE KURULUŞLARI) TOPLANTILARI.

Uzun süredir, Amerikalı Think thang (düşünce kuruluşları) Türkiye’de üst üste toplantılar düzenliyorlar, bunlar bu güne kadar neler planladılar ve ne planlıyorlar? Bu toplantılara kimler katılıyor? Bunları bilmek zorunda değimliyiz? Niye Medyada işlenmiyor gizli tutuluyor bu toplantılar?

BU KURULUŞLARI KİMLER FİNANSE EDİYOR?
ÖNCELİKLE İKİYE AYIRMAK GEREKİYOR.


A) Bağımlı düşünce kuruluşları “İstihbarat örgütlerinin kurdukları düşünce kuruluşları, “Siyasi partilerin kurdukları düşünce kuruluşları,”Özel şirketlerin kurdukları düşünce kuruluşları “Belirli ekonomik Vakıfların kurdukları düşünce kuruluşları

B) Bağımsız düşünce kuruluşları “Demokratik sivil toplum vakıflarının kurdukları düşünce kuruluşları “Üniversitelerin kurdukları bağımsız düşünce kuruluşları, “Özel şahısların kurdukları bağımsız düşünce kuruluşları.

Palavraları, gizlemeleri bir yana bırakırsak ABD’nin planlarını herkes biliyor artık. Yok, Türkiye’yi önemsiyorlarmış, yok biz dostmuşuz, köklü ilişkilerimiz varmış falan filan, bunların hepsi palavra. ERK çantada keklik, belirtilere bakılırsa ABD Derin Devletinin, esas TSK’ni kullanmak için kavramak istedikleri ortada.

Bu yeni Osmanlı Rüyasının kapsadığı bölgeye bir bakın, kuzey Afrika, Orta Doğu, Kafkasya, Hazarın çevresi vs. yani tam Dünya enerji bölgelerine denk düşüyor. Misis Clinton’ın sempati ziyareti sırasında, “Türkiye bizim için önemli, Türkiye’ye Hazar Enerji kaynaklarının kontrolünde ihtiyacımız var” demesi de yapbozu tamamlıyor.

Bütün bu belirtilerden ve TSK ya karşı bütün saldırılardan besbelli ki, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’Nİ ele geçiremediler. Bir okşuyorlar bir saldırıyorlar, TSK ya saldırıların bittiği yerde, bilin ki mağlup olduk. Bu aşamada biliniz ki nesillerimiz ORTA DOĞUDA, ORTA ASYA’DA, KAFKASYA DA, TRABLUS’DA, bizde, bu bölgedeki Ekonomik, Politik ve Toplumsal karmaşalar içinde helak olacağız demektir.

HERKES AKLINI BAŞINA ALSIN!
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NE SALDIRI SÜRÜYOR…


Herkes aklını başına alsın TSK bunları yutmuyor ve böyle bir maceraya razı olmuyor bu yüzden saldırı altında. Eskiden beri tüm sıkıntılarımızın altında, bu çıkarcı palavracıların faaliyetleri yatıyor, eski kontr gerilla, bu işbirlikçilerin ittifak içinde olduğu ABDnin numarasıydı, bunu herkes anlasın artık. Demokrasi imiş, hadi canım sizde, çevirdikleri dolaplar yüzünden, bunların kendileri gibi entrikacı işbirlikçileri hariç, senelerdir sürünüyoruz sayelerinde.

Poliste Ordu kuruyorlar, herkesin konuşmaları dinleniyor, muhalif her hareket dinleniyor ve susturuluyor. Sokakta yürüyüş tertiplemek, yasal Demokratik muhalif gösteriler bile Hükümeti düşürme girişimi olarak yorumlanıyor. Muhalefetin aldığı nefes takipte ama PKK ya da Barzani bağlantılı eylemler özgürce sürüyor uzun süredir.

PKK’lı ve Peşmerge şahitlikleri, ya da CIA bağlantılı hainlerin ifadeleri araştırmasız geçerli. Herkesin aldığı nefes takipteyken, Başbakana suikast girişimi nedense önceden haber alınamıyor ve Miting alanında farkediliyor.

Sokak eylemleri de var bu yönde, bunlara yasak yok, telefonları da dinlenmiyor herhalde ki, bu kesimler Türkiye Cumhuriyetine Karşı rahatça örgütleniyor faaliyet yürütüyorlar, bomba bile patlatıyor birileri.

Bu dinleme ve takip, yürüyüşler falan filan normal şeyler değil. Bütün bunlar gelişmiş ülkelerin istihbarat örgütleri ve işbirlikçileri ile birlikte uyguladıkları yöntemlerini çağrıştırıyor bana. Hatta ABD’nin kuzey Irakta PKK için bize verdiği içten pazarlıklı mavi boncuk misali istihbarat desteğini de çağrıştırıyor.

Şemdin Sakık ın kendi web sitesinden okuyun bunları, yani tavşan kaç tazı tut tezgâhlarını, dedim ya bir yerlerden tanıyorum ben bu yöntemleri. Üstelik düşmana ve terörist odaklara karşı olması gereken araştırma, eylem ve soruşturmalar, hayret bir şekilde Türkiye Cumhuriyetinin temel dayanaklarını, Türkiye Cumhuriyeti Hukuk devletinin paşalarını ve Cumhuriyetçi yurtseverlerini hedef alıyor.

Bu çevrelere her şey serbest, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NE saldırı sürüyor. Samanyolu takımı işin başını çekenlerden, sürekli bastırıyorlar çünkü varlıkları bu konudaki başarılarına bağlı. Gata’ ya sevk edilen Paşalar için, Fethullah gülen; bu işte GATA KULLİ var diye mesaj veriyor, üstüne ne vazife ise. Bu konuya ilgisi dikkat çekiyor ve aslında bildiğimiz bağlantıları merak uyandırıyor.


Samanyolu takımının heyecanına ve cümle işbirlikçilerin faaliyetlerinin genel gidişatına bakılırsa, bu işlerde hala ABD GULLİ var. Gülenin uluslar arası ilişkileri malum, medyasının genel tavrına bakılırsa, tarafları ve amaçları da malum. Yine anlaşıldığına göre, President OBAMA’nın gülücükler dağıtan ekibine rağmen bu entrikalar devam ediyor, hatta daha da karmaşıklaşacak.

Numara entrika içinde boğulmak üzereyiz, sayın Hocalarımız ve az çok bilinçlenen kesimler her şeyin farkındadır ama yeterlimi?

Burunları boylarından daha uzun Pinokyolar ortalıkta özgürce entrika çeviriyor ve kimse bir şey yapamıyor. Yediği kazığı atanın kim olduğunu bile bilmeden kendisini kazıklayana oy atan ve kakasını yapınca sevinen bebekler gibi, başarısına Televizyon başında zıplayan insanlar varken işimiz zor demektir.

Herkes uyuştu, düşünemez hale gelmeye başladı, Medya desteği şart, sansür ve baskı ortada, boyun mu eğeceğiz yani şimdi Türkiye Cumhuriyetini Şeriata çevirenlere. Üstelik bunu Demokrasi talebi ile özgürlük adına yapıyor rolündeler. Aslında bunlar, despot ve saldırgan bir tavır izliyorlar, dahası Anayasa Mahkemesi kararı belli.

Yapılacak şeyler var, özgürlüğü kısıtlanan ve Demokrasi talep etmesi gereken kesimler aslında biziz. özgürlük taleplerimiz, AB ile ABD’nin Stratejik çıkarlarının sürtüştüğü noktalarda çok etkili olabilir.

Şu anda Sistemin geldiği yapı Despot Bürokratik idare yapısıdır ve bütün palavralara rağmen, Politik, Ekonomik ve Toplumsal açıdan halkın aleyhine çalışmaktadır. Benden söylemesi...

Saygılarımla
Yurtsever Yurttaş

13 Mart 2009 Cuma

ÜLKEMİZİ, MİLLETİMİZİ BU GÜNKÜ DURUMA GETİRENLERİ GÖZÜ KAPALI ALKIŞLAYAN KORKAK SIÇANLAR, HİÇ UTANMANIZ YOKMU?

Ülkemizi, Milletimizi ve Dünyayı bu günkü duruma getirenleri gözü kapalı alkışlayan, ya da buna pasif kalan korkak sıçanlar öldükten sonra bizi hatırlamasa da olur. Onlar gibiler, onursuz yaşamlarını sahte vaatler ve iğrenç kandırmacalar içinde, onursuz ve ucuz köleler olarak sürdüreceklerdir.

24 Ocak 2009 Cumartesi

ABD ELİYLE BİZİ SELAMETE TAŞIYACAK KUTSAL FAALİYET!

Fethullah kanadının, ABD de sadece sivil toplum kuruluşları ile değil, kurdukları Enstitüler vasıtası ile de örgütlenip, ABD ile ortak bir Strateji yürüttüklerini herkes biliyor artık. Bilindiği gibi CIA ve Vatikan la bile işbirliği yapıyor ve eli kolu çok uzun.

Bu Cemaatin, Tarikat, Siyaset, Ticaret birlikteliği sonucu ulaştıkları Ekonomik potansiyel çok büyüktür. İslamiyet yorumu tartışmalıdır ama şaşılacak bir şekilde kitleleri teslimiyet derecesinde etkilemekte ve müritleri Hoca efendilerine neredeyse tapmaktadır.

Açıkça söylemek lazım, bizim içimizde bu F tipi kadrolaşma, Siyasi Erk in desteği ile hızlanarak sürüyor.

Bu tarikatın, Entelektüel ve çağdaş görünümlü laf ebesi elastikiyeti yüksek kıvrak şakirtleri, Türkiye’deki yandaş medya kuruluşlarında görevdeler ve bu yönde halkın beynini yıkıyorlar. Teslimiyet bunların önemli bir parolası, Gülenin müritleri sessiz ve derinden çalışıyorlar ve mensupları kayıtsız, şartsız sonsuz bir teslimiyet içine giriyor.

Düşünün bir kere, bütün stratejilerini, hedefindeki bölgelerde yaşayan halkları teslim almak üzere oluşturan ABD için bundan iyisi can sağlığı. Şaşmamak elde değil bu duruma, yani bunlara inanıp, Allah için İslamiyet adına çalıştığını sanan insanların teslimiyete varan saflığına.

Fethullah ve network'u ABD için çok makbul bu sıralarda. Eskiden Emperyalistlerin sömürgeleştireceği yerlere önce Hıristiyan Misyonerler giderdi, şimdi ise insanı hayrete düşüren bir şekilde evde kimse yok mu derneği ABD’nin hedef sahasında bu teslimiyet ruhu için huşu içinde çalışmaktadır.

SAYIN GÜLENİN ABD’DE YERLEŞMESİ İÇİN REFERANS VEREN DOSTLARI.

Bu arada Sayın, Gülenin ABD’deki oturma izni talebini hatırlayalım. Sayın Gülenin ABD’de oturması ve özgür hareket edebilmesi için referans veren bazı dostları var. ABD’de yaşayan Fethullah Gülenin, “olağanüstü yetenekli eğitimci” statüsünde oturma izni talebine yönelik açılan davada, tarafların Pensilvanya Doğu Bölgesi Mahkemesi’ne sunduğu dosyalar Gülenin lehine hazırlanmış.

Bunları ben söylemiyorum AA. Söylüyor.

Prensilvanya Eyalet Savcılığı, 25 Haziran tarihli dilekçesinde; delillerin Gülenin “Çok büyük ticari holdinglerle desteklenen geniş ve etkili, dini ve siyasi bir hareketin lideri” olduğunu gösterdiğini ifade etmiş. Savcılık Fethullah Gülenin mahkemeye sunduğu “başarılarının” kendi hareketi tarafından finanse edildiğini de vurgulamış. Prensilvanya Eyalet Savcılığı, Gülenin “kendi dini felsefesini yaymak için eğitimi yöntem olarak kullanan dini bir lider” olduğunu da kaydetmiş.

Gülenin avukatlarının mahkemeye sunduğu belgelerde ise; Gülenin ilahiyat ve siyasi bilimlerde “olağanüstü yetenekleri” olduğu ileri sürülmüş. Avukatlar eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın destek için referans mektubu verdiğine de dikkat çekmişler. Bu övgüleri yapanlar Prensilvanya Eyalet Savcılığı, kefil olanlarda ABD nin ağır toplarından.

Mahkemeye sunulan referans mektuplarını verenler arasında bakın kimler var;

CIA’nin Analiz ve Prodüksiyon Direktörlüğü’nden emekli olan George Fidas, CIA Ulusal İstihbarat Konseyi eski başkan yardımcısı Graham Fuller, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, New York’taki Rum Ortodoks Başpiskoposluğu rahibi Alexander Karloutsos.

Bu arada bu referans listesinde eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Yıldırım Akbulut da yer alıyormuş. Bu isimleri ve daha fazlasını İnternetten inceleyiniz, eğer gündemi takip eden biri iseniz, ulaşacağınız nokta pek süpriz olmayacaktır size.

Gülenin ABD de yerleşik olabilmek için başvurduğu vizeler şunlarmış:

I–140- Olağanüstü yetenekleri olan yabancı eğitimci, I–360- Dini görevli statüsü, I–765- Çalışma izni talebi, I–131- Seyahat belgeleri talebi, I–485- Kalıcı oturma izni için statü değişikliği. (Haber Kaynak AA.)

Prensilvanya Eyalet Savcılığının, Gülen için değerlendirmesine bir bakın hele, “Çok büyük ticari holdinglerle desteklenen geniş ve etkili, dini ve siyasi bir hareketin lideri”.

Peki, şuna ne dersiniz, ‘’olağanüstü yetenekleri olan yabancı eğitimci,’’ çeşitli sivri çevrelerin ve Prensilvanya Eyalet Savcılığının bu değerlendirmesi çok ilginçtir. Soruyorum size, ABD Dünyada kaç kişiye böylesine güvenir ve destek verir?

Bununla da bitmiyor, Başkanlık seçimlerinden sonra, ABD üniversiteleri tarafından, Fethullah Gülenin Kraliyet sosyetesine aday sunar gibi, Dünyaya Demokrasi yi içine sindirmiş insanlık numunesi olarak takdim edilmesi de hayret vericidir. Evde kimse yok mu derneğinin Osetya’da ve Afrika da faaliyet içinde olması da ayrıca dikkat çekicidir. Şu sıralarda President Obama’yı motive etmeye çalışan ABD kurumlarının amacı büyük merak konusudur.

ANTİ EMPERYALİSTLER HEDEFTE

Bizde de bu kadar anti Emperyalist aydın, iddianamesiz bir şekilde yaka paça tutuklanıp taciz edilirken, Fethullah Gülenin Referanslarına bir bakınız. 11 Eylülden sonra en basit Müslüman şüpheliler soluğu Guantanamo’da alırken, böylesine çeşitli sivri tarafların Müslüman eğitimci Gülene referans mektupları vermesi çok ilginç ve dikkat çekicidir.

Bu olay Türkiye’de değil, 11 Eylülden sonra medeniyetler savaşı ilan eden G.W. Bush un başkanlığındaki ABD’de cereyan ediyor. Adamlar Kapitalist ya, arkanda Holding varsa ABD nezdinde İtibarın var demektir. İster Bin Laden ol, ister Fethullah fark etmez, yeter ki haksızlıkları sorgulayan sömürüye karşı çıkan sosyal bir adam olma, mesela John Lennon gibi.

Bilindiği gibi, bir sürü önemli Devrimci sivri örnek olmakla beraber, bu iyi niyetli müzisyen John Lennon örneği farklı bir açıdan örnekliyor konuyu. Diğerlerine yakıştırdıkları şeyleri ve attıkları çamurları Lennon gibi bir karaktere uyduramazlar, çünkü militan olmayan ve Dünyanın tanıdığı, saf, temiz ruhlu bir müzisyen, karakteri tartışılamaz terörist deseler kimse inanmaz.

Bu yüzden yok ettiler bu genç iyi niyetli Adamı. Bu genç adamında en büyük şanssızlığı, Dünyadaki birçok örnekte olduğu gibi bu ABD üçkâğıtlarının farkına varması. İşte böyle, bu zihniyetin işine taş koyarsan, bir anda bunların terörist ya da çıbanbaşı kapsamına soktuğu tarafta yer alırsın. Savaş karşıtı iyi niyetli bir müzisyen, temiz yürekli John Lennon bile olsan kurtuluş yok. İşte bu yüzden ABD’den kapı dışarı edilip, arkasından dünyaya veda edenlerdendir John Lennon.

Lennon Hıristiyan’dı, ama Fethullah Gülenin elde ettiği bu referansları ve oturma, çalışma izinlerini alamadı. Çünkü o beklenmedik bir taraftan çıkıyor ve insan haklarına aykırı hareketlere karşı duruyordu. O da Emperyalizmin Dünyadaki insan haklarına aykırı faaliyetlerine Muhalifti ve onların çıkarlarına ters açıda duruyordu. Elinde sadece müziği, barışçı tavrı ve Müzik endüstrisi desteği ile kitleler üzerindeki yarattığı etkinin büyük gücü vardı.

Lennon ABD'de de bu yönde çevre edinmişti, bu yüzden tehlikeli idi ve yine bu yüzden de John Lennon un bu referansları alması mümkün değildi. Hal böyleyken, Sayın, Fethullah Gülenin Referanslarına bir bakınız hele, içinde 11 Eylül sonrası ABD’nin, CIA’ sı da var, FBI ı da Papazı da, sıksalar vs. vs. uzar gider bu liste… Tebrik etmek lazım kendisini bu başarıdan ötürü, İslam Dünyasında bunu başarabilecek kaç adam vardır? Üstelik 11 Eylül sonrası Guantanamo vs. imzalı Amerika’sında.

Dedim ya insanların beynini yıkayacak yöntemler bulmak için bilimsel araştırmalar yapan ABD yönetiminin, yerde ararken gökte bulduğu büyük nimet durumundadır Fethullah networku. Adamların işine yarıyorsan ABD nezdinde İtibarın var demektir.

Böyle olunca ister Bin Laden ol, ister Fethullah fark etmez, yeter ki haksızlıkları sorgulayan sömürüye karşı çıkan sosyal bir adam olma. Dünyanın her yerinde Okullar açar övgüler alırlar artık, hem de o ülkelerin Cumhurbaşkanları keser kurdeleleri.

HİÇ UĞRUNA ÖLDÜLER, ÇOK YAZIK OLDU

Bu Dünyada insan hakları ve idealleri için mücadele eden Apti İpekçilere, Uğur Mumculara, Necip Hablemitoğlu’na, Muammer Aksoylara, vs. vs. vs. hepsini saymak için sayfalar yetmez, hepsine çok yazık oldu.

Dahası bu sıralarda bizde bir sahte bir haham'ın net olmayan iddialarına dayanan tutuklamalar sonucu göz altında hiç uğruna ölenlere de çok yazık oldu. Kör kişilerin kör çıkarları için öldüler, hepsi akıllarımızda, ama onları öldüren çıkarcı hainleri kaç kişi hatırlayacak acaba.

Tarihsel süreçte, içte ya da dışta, tüm Dünyada idealleri uğrunda ölenlere de, iyi niyetli müzisyen John Lennon a da, çok yazık oldu. Hepsinin ama hepsinin yoklukları büyük kayıptır insanlık için. ABD’li bürokratların ya da cümle Emperyalist odakların nasırına basarsan, türlü teknikle etkisizleştirirler seni.

Durumuna bağlı olarak, hem bireysel hem kitlesel olabilir bu etkisizleştirme. Emperyalistlerin işlerine taş koyabilecek bizim aydın ve entelektüel çevrelerden de bir sürü Anti Emperyalist de buna bağlı olarak,paketlendi şu sıralarda. Daha bir çok şey yazabiliriz bu örneğe uygun olarak.

ABD Halkına bir diyeceğimiz yok, ama ABD yönetimi ayrı olarak ele alınmalıdır. Kıbrıs evinde Anıl çeçen Hocamızın ABD analizini dinlemiştim. Şöyle anlatıyordu Anıl Hoca;

Amerika’da Halk karışıktır, Amerika’da bir lokanta veya başka bir yerde etrafınıza baksanız, arkanızda Koreli sağınızda İngiliz, İtalyan, solunuzda, Çinli, Danimarkalı, Fransız vs. vs. ya da bunların melezi insanlardan oluşmuş bir tüketim toplumu ile karşılaşırsınız.


ABD Devletini anlamak için yönetenlere bakmak lazımdır. ABD’nin hakim yapısına baktığımızda esas olarak üç güç görürüz, Kapitalistler, Protestanlar, Siyonistler. Protestanları ikiye bölün, yarısı İngilizlerin kontrolündedir, diğer yarısını da Evangelistler oluşturur, bu kesimde Siyonistlerin kontrolündedir. ABD Deyince elinde büyük güç olan böyle bir Robot Devlet söz konusudur.

Bu analiz bu güne kadar duyduğum en iyi özet ABD Robot Devleti analizidir ve İsrail, ABD' nin neresinde sorusuna da iyi cevaptır. Merak edenler Anıl Çeçen hocanın kitaplarına baksınlar.

Bu arada ekleyeyim, bu duygusuzluğun ve acımasızlığın nerelerden geldiği tarafımızdan bilinmekle birlikte kanıtlanma gerekliliği vardır. Şu meşhur bırakınız yapsınlar anlayışı savunan özel girişimci denilen kesimin içinde kimler vardır acaba.

SAYIN OBAMA’NIN ABD’NİN İÇİNDE REFORM YAPMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Emperyalistlerin Dünya çapında ki insanlık dışı uygulamaları bellidir. Sayın Obama bu gerçekleri düzeltemez ve bunları sadece okuma özürlü geri zekâlılar bilmez. Bu meşhur “demokrasi” getirme çabaları, birçok bölgede olduğu gibi Orta Doğu halkları içinde milyonlarca cana mal olmuştur ve olmaya da devam ediyor.

Aslında Sayın OBAMA’nın, bu Demokrasi ve özgürlük getirme çalışmalarını, ABD’nin içindeki Demokrat ve iyi niyetli kitlelerle birlikte ABD içinde gerçekleştirmesi gerekir. Arkasından bunu Avrupa’daki diğer ganimet paylaşımcısı emperyalistlere uygulayarak, Dünyayı belki arındırabilir.

Sayın OBAMA bunu gerçekleştirebilirse eğer, ancak o zaman Dünyaya gerçek Demokrasi ve barış gelebilir ve ancak o zaman biz hepimiz belki Amerika yanlısı olabiliriz, ama bu, şu anda bu acımasız ve yağmacı tarzı ile mümkün görünmüyor.

Şu bombaladıkları yerlerde kurtarılan insanları biri göstersin bana, bebeklere bile acımıyorlar. Devamlı perişan olanları görüyoruz da, kurtulan kimse görünmüyor ufukta, bu arada perişan olma sırası bize geliyor haberiniz olsun.

Bunların Demokrasi dedikleri şey, girdikleri bölgedeki kaynakları beraber yağmalayacakları işbirlikçilerine Demokrasi, halka değil. Şu anda bizde eleştirdikleri Anti Demokratik süreci yaratan şey ise, senelerdir Türkiye’de ve Türkiye’ye karşı uyguladıkları kendi entrikaları ve insan haklarına aykırı gizli faaliyetleridir.

Aslında, AB ve ABD etiketli her şeye dikkat etmekte fayda vardır, bu zihniyetin temsilcilerinin güvenilir olmadıkları kesindir. Demokrasiyi istemeyen, aslında Demokrasi havarisi geçinen ve bizim gibi sosyal kolektivist bir milleti parçalamaya çalışan bu malum güçlerdir. Bunlar sosyal ve kollektivist bir toplumu istemezler çünkü birbirini koruyan kollayan kazıklamayan bir toplumda, bu zihniyetlerin dayattıkları sistem ve büyük çıkarları yürümez.

Milleti kazıklayanlar, vatanın topraklarını satanlar, aslanlar gibi nutuklar atıyor.

Milletçe çok iyi izleyip, inceleyip uyanık olmak zorundayız, her şey bizim elimizde aslında. Siyasi partiler kanunu, dokunulmazlıklar, sivil toplum yasamaya katılım hakları vs. elden geçmeden demokrasi olamaz. Bizim bunu gerçekleştirip, yurtta sulh cihanda sulh ilkesi doğrultusunda hareket etmemiz gerekir.

Uçsuz bucaksız ovada namerde avuç açmadığım ve açmayacağım için yapayalnız gibiyim. İşte bu ruh hali her birey için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu noktada ya dönersin köşeyi, ya da göze alır her şeyi şerefinle dimdik durursun, çökmezsin dizlerinin üstüne ne kadar zorda ve aç kalsan da.

Bu noktada beni üzen ne biliyor musunuz? Köşeyi dönenler yalnız değil, hiçte yalnız ve parasız kalmazlar, sürünenler hep doğrular oluyor. Sonra bir bakarsın Milleti kazıklayanlar, vatanın topraklarını satanlar, sağırlar, körler, hareketsiz seyirciler ve ego santrik soğuk nevaleler, sağda solda aslanlar gibi nutuklar atıyor. Aslını isterseniz hiç yaşayasım da yok bu pisliklerin arasında ama sorumluluklarımız var ve bir faydamız olur belki.

Bu konulara geniş bakmak lazım, çünkü bildiğiniz gibi sadece bizim Millet değil tüm Dünya kamuoyu uyutuluyor. Anayasa Paketini ABD de görücüye çıkaracak kadar ABD ye güvenen ve aynı Vahşi kapitalist değerlere ve bencil acımasız zihniyete sahip çevrelerin böyle güçlü ittifaklar yapmaları doğaldır aslında.

Esas şaşırtıcı şey, insanları ucuz emek olarak köle gibi kullanan ve ticari çıkarlara feda eden zihniyetlerin, ‘’demokrasi, insan hakları’’ gibi yüce değerleri iki yüzlükle sakız gibi çiğneyip, böylesine kolay kullanabilmesidir. Peki, bunun adı RİYA değimlidir?

Dünyayı koruma ve kurtarma işine soyunan bu zihniyetlerden ve iş birlikçilerinden Dünyayı kurtarmak lazımdır da, bunca yüceltilen yüce düzenbaz zatın arasında, nasıl kim kurtaracak dünyayı? Ne dersiniz, bu üçkâğıtları temizlenerek Dünyada Demokrasi gerçekten uygulanabilir mi acaba?

Sayın, OBAMA’NIN bu Büyük Krizin faturalarını Dünya halklarının üstüne yıkma çalışmalarının yanında, şu meşhur Demokrasi ve özgürlük getirme çalışmalarını da ABD’nin içinde gerçekleştirmesi ve bunu dünyaya yayması mümkün müdür sizce?

Saygılarımla